23 Şubat 2015 Pazartesi

Yaşadığımız yalan





Aynı kıyefetleri giymekten sıkılmak gibi bir duygu durumu var. Bazen buna kapıldığım oluyor, fakat biliyorum ki bu bir tuzak. İnsan hayatı tek düze gitmesin, renklesin, değişiklikler olsun istiyor, hatayında bir değişiklik yapamayınca da birşeyler satın alıp değişiklik yarattığı ilizyonuna kapılıyor. Eminim reklamcıların, pazarlamacıların bu ilizyonu büyüten bir çok taktiği vardır. Bir elbise alınca çok havalı hissetmek, bir kremle güzelleşeceğini sanmak, bir mobilyayla trendy olmayı ummak hep düştüğümüz tuzaklar. Fakat bu balonlar çok kısa bir süre sonra sönüyor, yine kendinle ve sıkıcı hayatınla başbaşa kalıyorsun. Hayatını değiştirmektense kıyafetini değiştirmek daha kolay. Kazaklarıma bakıp "şimdi ben beş yıl boyunca bunları mı giyeceğim" diyorum; be gafil, beş yıldır aynı yolda işe gidip geliyorsun, aynı ofiste oturup ekrana bakıp aynı eve dönüyorsun, bir günün bir gününden farklı değil ve bu şekilde yıllarını geçireceksin, kazağını değiştirmek mi senin hayatını değiştirecek? Bir hüzün çöküyor, kendim ve hepimiz için hüzünleniyorum, bir kazaktan başlayıp bir yalanı yaşadığımızla yüzleşmenin hüznü.

Bir yalanın içinde savrulup gittiğimizi yüzüme vuran bir video izledim bugün, bu tür konulara benden daha fazla kafa yoran ve bu yönde bir hayat yaşadığını düşündüğüm bir arkadaşım paylaşmış. Altyazı ayarlarından türkçe altyazıyı bulabilirsiniz


16 Şubat 2015 Pazartesi

Bir valizlik gardrop

Zero Waste Home ziyan etmeme temalı takip ettiğim sitelerden biri. Geçen hafta yazarı Bea Johnson gardrobunu paylaşmış. Gardrop dediysem sadece bir valiz dolusu kıyafet.  Diyebilecek çok şey bulamıyorum, ilham verici diyeyim kısaca.

8 Şubat 2015 Pazar

İki ayın ardından




İki aydır birşey almamayı marifet sandığımı farkedince kendimden utandım. İnsanın neye ihtiyacı olabilir ki iki ayda? Söyleyeyim; yüzde yetmişe varan indirimlerden faydalanmaya, canın sıkkın olduğunda alışveriş yapıp kendini iyi hissetmeye çalışmaya, gördüğü bir şeyden eksik kalmamaya, reklam ve kampanyalarla gaza gelmeye ihtiyacı olur. Bundan 15 yıl önce tüketim bu kadar çok pohpohlanmazken zaten ayda yılda bir alışveriş yapardım, hepimiz az çok öyleydik, hala öyle yaşayanlar var. İhtiyacın olmayanı satın almayınca hiç birşeyden mahrum olmadım, hiç birşeyin eksikliğini hissetmedim. Şu andan itibaren de 2 aydır alışveriş yapmıyorum diye çok özel birşey yaptığımı sanmaktan da vazgeçiyorum; ayıp yahu.

17 Ocak 2015 Cumartesi

Bizi paylaşmak kurtaracak


Bu hafta aklımda bir konu var, almadımın facebook sayfasında da bununla ilgili bir yazı paylaştım bu hafta. Konu almamaktan çok vermekle ilgili; paylaşım ekonomisi. Bu konuya kenarından köşesinden değinmiştim önceki yazılarda.


Lafa  günümüz toplumundaki yanlızlaşmayla başlayacağım. İnsanların kendilerini sarıp sarmalayan, destekleyen maddi manevi ihtiyaçlarına hemen koşacak bir grubun parçası olmayışlarının eksikliğinden. Eğer geleneksel bir yaşamınız varsa, evliyseniz, akrabalarınız etrafınızda yaşıyorsa, daha küçük bir şehirde yaşıyorsanız nispeten bir koruma, kollanma, paylaşma çemberi içindesinizdir. Bunu bu yaşam biçimini yüceltmek için söylemiyorum, oralardaki eleştirilecek mevzuları bir kenarda tututyorum. Bahsedeceğim kendim gibi büyük şehirlerde yaşayan, bekar, konu komşuyla alakası olmayan insanların toplumda yanlızlaşması. Herşeyimizi kendimiz yapmak ya da parayla yaptırmak zorunda kalmak sanırım dünya tarihinde bize kısmet oldu. İmece usülleri, hep beraber dolma sarmalar, börek açmalar, elinden iş gelenin gidip komşusunun bozulan eşyasını tamir etmesi, hastaya gelen bir kap çorba hangimizin yaşamında var? Kendi adıma iyi arkadaşlıklarım var, bana bunları onlar sağlıyor ama daha az sosyal olanlar, vakti olmayanlar, uzakta oturanlar bu kadar şanslı değil. 


Geziden sonra bunlar daha çok düşünülmeye başladı, mahalle forumlarında insanlar yıllardır aynı muhitte yaşayıp merhaba demedikleri insanlarla tanışıp tartışıp, beraber yeyip içip birşeyler ürettiler. Mahelle evleri, takas pazarları kuruldu. Yemekler yapılıp paylaşıldı, bahçeler bağlar ekildi. Bu blogda da paylaştığım birçok oluşum ortaya çıktı( Belki bunların bir listesini yaparım) Ben büyük şehir insanlarının yanlızlığına umutsuzluğuna çareyi burada görüyorum; topluluklar kurmak, yardım etmek, paylaşmak, ısmarlamak, vermek. Vermek kadar almayı da bilmek, istemekten utanmamak. Birçok yerde dile getirdiğim bir fikrim var; iyilık, kötülük, mutluluk, mutsuzluk, cömertlik, cimrilik, dedikodu yayılan şeyler. Siz ne kadar iyilik görüyorsanız başkalarına o kadar iyilik yapıyorsunuz. Cömert birinin yanında cimri kalmayı sürdüremezsiniz. Şu yörenin insanı çok yardımsever ya da şuralılar çok soğuk denir. O yörenin toprağında suyunda böyle birşey olmadığına göre bu bir etkileşimdir. O nedenle bizi kurtaracak şey etrafımıza daha iyi, daha paylaşımcı, sevgi dolu başka türlü bir yaşam olduğunu hatırlatmak olmalı. 


Bitirmeden önce paylaşmak istediğim bir  facebook grubu var; "Armağan uçuşturma çemberi".  Bu grup herhangi bir koşul aramaksızın paylaşmaya dayalı bir grup. Hakkında kısmında şunlar yazıyor : 


"Bir ihtiyacın varsa bunu toplulukla paylaş...baska birinin ihtiyacini karsilayan bir armağanın varsa bunu toplulukla paylaş.Bir armagan aldiginda duydugun sukrani da paylas. bu kadar basit.armağan uçuşturma çemberine hoşgeldin!
bu bir armağan ekonomisi deneyidir. ihtiyacımız olan herşeye sahibiz, paylaştıkça bolluk bereket çoğalır.
tek prensibimiz var: ihtiyacın olanı ifade et, paylaşabileceğini sun.
Bu bir eşya, hizmet, bilgi, bağlantı, para, uçuş mili, kalacak bir yer, yani aklına gelebilecek herhangi bir şey olabilir.
Ihtiyacina hemen karsilik gelmezse cesaretini kaybetme, paylasimlar grup sayfasinda hizla akiyor olabilir, ihtiyacini tekrar paylas ki gorunurlugu artsin.
ve armaganin akisina guven.
Bu cemberde birisinden bir armagan aldiginda, duydugun sukrani da bizlerle paylas lutfen. sukran, armagan kulturunun temelidir
paylaşmanın sonsuz olasılıklarına ve mutluluğuna davet ediyoruz seni..."



Bir de bana  bu yazıyı yazma ilhamı veren yazıdan bir alıntı  " Cömertlikle karşılaşınca, ben de cömert olmak istiyorum. Yakın zamanda birçok insanın cömertliğine, özverisine ve yüce gönüllülüğüne ihtiyaç duyacağız. Herkes sadece kendi varlığını sürdürme yollarına bakarsa yeni bir medeniyet için umut kalmayacak"





14 Ocak 2015 Çarşamba

Ne almadım 20 Aralık-14 Ocak

Ne almadım serisine düzenli devam edemiyorum çünkü almayacak birşey pek bulamıyorum. Şu sıralar bir iki şey var belki alabilirdim dediğim.




Birincisi 30 Ocakta hava sıcaklığı sıfırın üstüne çıkmayan şehrimiz Kars'a gidiyorum. 3 yıl önce aldığım bir termal botum vardı ama bu son karlarda su geçirdiğini görmüş oldum. Ayağımı kuru ve sıcak tutacak formüller arıyorum. Bir arkadaşım termal çorap al o ihtiyaç dedi ama bence değil, sonuçta Kars halkı termal çorap giymeden yaşıyor. Ben de botumu tamirciye götürüp su geçiren yerini tamir ettirmeye karar verdim.Ayağıma birkaç kalın çorap giyip, botla çorapların arasına da belki naylon poşet giyebilirim. Nasıl çözüm?

İkincisi bugün babamın doğumgünü. Doğumgünlerinde kendi yaptığım şeyleri hediye ederim diye düşünüyordum ama babama ne yapsam işine yaramayacak gibi. Sonra kendisinin üniversite yıllarında yazmış olduğu şiir defteri aklıma geldi, birkaç yıl önce evden kaçırmıştım onu, zaten kitaplığın bir köşesinde duruyordu yıllardır. O defterdeki şiirleri bilgisayarda yazıp çoğaltmak ve ciltletip kitap yaparak hediye etmek aklıma geldi.Şu an hala şiirleri yazmakla meşgulüm.



Bir de İran'a gitmeyi düşünüyorum bu yıl içinde. İran hakkında bilinmesi gereken herşeyi yazan bir kitap varmış, Zafer Bozkaya'nın İran Gezi Rehberi, alabiliyor olsam onu alırdım. Kütüphaneye baktım orada da yok. Acelem yok o konuda, belki birinde vardır bulurum..
 

10 Ocak 2015 Cumartesi

1 kutu şampuanla bir yıl nasıl geçer derken




Saçlarım yağlı, gün aşırı yıkamazsam kahkülleri alnına yapışan biriyim. Sağdan soldan karşıma çıkan, denk gelip de okumadığım "no poo" diye bir akımla ilgili yazılar vardı, almamayla başlayan süreçte bu yöntemi araştırmaya karar verdim. Şampuanların içindeki kimyasallarla saçımızdaki yağ düzenini bozduğunu ve aslında şampuanlamasak saçımızın yağlanmayacağına dair bir görüş var, bu kimyasallar temizlik malzemelerine katılan kimyasallardan ve saç derisini tamamen bozuyor. Dünyada milyonlarca ( bir yerde 15 milyon diye okudum) insanın uyuladığı "no poo" yöntemi, saçı karbonatlı suyla yıkayıp sirkeli suyla durulayarak saçı temizlemek. Sonuçta saçların daha sağlıklı ve daha gür olduğu iddia ediliyor. Henüz bu yöntemi uygulamaya geçmedim ama üç haftadır saç yıkma sıklığımı azalttım, ayrıca durulama suyuna elma sirkesi katıyorum. İlk hafta 3 günde bire, bu hafta da 5 günde bire indirdim. Üç haftada etkisini gösterdi, şu an 4. gündeyim mesela ve saçlarım hiç de o kadar yağlı değil. Saçını az yıkamaya başlayan birkaç arkadaşım daha saçlarının daha sağlıklı olduğunu ve daha az yağlandığını söylüyorlar. Bir süre böyle gidip yağ dengesini oturttuktan sonra şampuansız yıkamayı denemeyi düşünüyorum.
Bununla ilgili çok yazı var "no poo" ya da şampuansız diye ararsanız çıkıyor, üşenenler için bir türkçe bir ingilizce link:
http://evcilikhayati.blogspot.com.tr/2014/07/no-poo-sampuansz-sac-temizleme.html
http://babyrouge.blogspot.com.tr/2011/06/why-i-only-wash-my-hair-once-week-and.html