18 Aralık 2015 Cuma

Başlık Koyamadığım Yazı

Almama yılımı bitirmemin akabinde Yeşilist diye bir blogla röportaj yaptım (buradan okuyabilirsiniz) . Daha önce de röportaj teklifi gelmişti ama ana akım medyaya konu olmak istemediğim için sadece sürdürülebilir evlilikle bir röportaj yapmıştım (burada) Yeşilist röportajının sonrasında da bir kaç beğeni bir kaç paylaşım gelecek diye düşünüyordum fakat olay bunun ötesine benim kontrol alanımın ve aklımın alabileceğinin çok dışına çıktı.

Röportaj yayınlandıktan sonraki 3 gün içinde bütün tv kanalları ana haber bültenine çıkarmak istedi, birçok radyo, gazete ve dergi röportaj teklifinde bulundu, belgesel teklifleri geldi. Yüzlerce mail, facebook mesajı, arkadaşlık isteği aldım. Bir çok kurum beni konuşmacı olarak davet etti. İş yeri telefonumu bulup orayı arayanlar oldu. Bir sabah arkadaşlarım televizyonda bir magazin programda üç kişinin benden habersiz arkaya fotoğrafımı koyup saçım boya mı, deodorant kullanıyor muyum diye tartıştıklarını söyledinde işin çığırından çıkıyor olduğunu anladım. Bu da yetmezmiş gibi bir blog benim hakkımda aşağılayıcı ( ben öyle hissettim) bir eleştiri yazısı yazdı ( buradan okuyabilirsiniz)  ve bu yazı facebookta dolaşmaya başladı. İnsanlar benimle dalga geçen iletiler paylaştılar. Benim zengin, halkın durumunu anlamayan, yukarıdan bakıp kıyafet almadım diye çok fedakarlık ettim havalarına giren bir olduğuma dair yazılar gördüm. Hatta bir yerde "PR'ı çok, iyi biz de almıyoruz ama ünlü olmadık" yazan bile gördüm.  Tek bir gazete ya da televizyonun röportaj teklifini  kabul etseydim hakkımda söylenecekleri hayal bile edemiyorum. Teşekkür mesajları, sevgi sözleri çok güzeldi ve gelen tepkilerin bir çoğu çok olumluydu ama nefret ve yerme o kadar güçlü duygular ki  insan onların gücünden iyi şeyleri görmez oluyor.

"Almadım" benim kendi başıma kendimle yaşadığım, kendi zaaflarımla yüzleştiğim bir süreçti ve bu süreci samimi bir şekilde, kendimi daha farklı göstermeye çalışmadan, aldıklarımı da itiraf ederek entellektüel ya da politik bir dil kullanmadan naif bir şekilde yazmaya çalıştığım bir blogda anlattım. Blogun ilk yazılarında da altını çizerek ekolojik olarak çok da bilinçli olmadığımı,  hatalarım olabileceğini belirttim çünkü bu dünyada birileri birşeyleri sizden iyi yapıyorsa sizin söz söylemenize izin vermezler ve eleştirirler. Ne alıp ne almayacağımı kalem kalem yazdım. Düştüğüm zaafları, nasıl bir insan olduğumu ve ne kadar dönüşebildiğimi çekinmeden ifade ettim. İnsanların bunları kullanarak bana saldırabileceğini,beni ünlü olmaya çalışmakla suçlayacaklarını,açığımı yakalamak için dedektiflik yapacaklarını, buradan düşmanlık ve nefret üretebileceklerini, bana küfür edeceklerini hiç düşünmemiştim. Çok şaşırdım, çok üzüldüm.

Neyse ki bu iş saman alevi gibi yanıp söndü. Söylediğim gibi ödev ve birkaç okul etkinliği dışındaki bütün teklifleri reddettim ve normal hayatıma döndüğüm için şükrettim. Olumsuzlukları bir yana bırakırsak gelen mesajlardan insanların artık tüketimden ne kadar rahatsız olduklarını, bir çok insanla paralel düşündüğümüzü gördüm. Herkesin mesajına cevap vermeye çalıştım, arada kaçırdıklarım varsa affola. Bu kendi kişisel deneyimimi anlattığım son yazı, ben kendi sürecimi yaşamaya devam edeceğim bir şekilde. Bundan sonra eğer bana yazıp yollarsanız sizin deneyimlerinizi paylaşarım belki.

1 Aralık 2015 Salı

Hesap günü





Sanıyordum ki bir yıl bitince birçok şeyi eskitmiş olurum ama çok az şeyi elden çıkaracak kadar eskittim; bir iki çorap, bir çanta, bir kemer, bir sandalet.  Bitirdiklerim, bir buçuk kutu şampuan, yaklaşık 4 sabun, bir kutu duş jeli, bir buçuk tüp diş macunu. Bunlar zaten başladığımda elimde olanlardı, bazıları da doğumgünü hediyesi olarak gelmişti. Saçlarımı daha uzun aralıklarla yıkadım, diş macununu leblebi tanesi kadar sıktım.  3 kutu ekolojik çamaşır deterjanı, bir kutu da ekolojik bulaşık makinesi deterjanı aldım, yumuşatıcı yerine sirke kullandım. Ev temizlik malzemesi almadım; evde biraz vardı ve bir kere de ev arkadaşım aldı. Eskiden yarım yarım kalmış olan kremler, parfümler ve makyaj malzemeleri tükendi. Pet, tuvalet kağıdı, ilaç aldım. Yiyecek, içecek ve çok az da resim malzemesi ( işim bu olduğu için)  aldım. Bir telefon şarjı, bir cilt ürünü ( cilt uzmanı aldırdı), bir bileklik, bir sabun ( dalgınlıktan alındı) ve bir de beyaz şal ( iran sıcağıyla mücadele için) satın aldım. İşte bir yılın dökümü.

29 Kasım 2015 Pazar

Ya sonra?





Yarın alışveriş yapmadan geçirdiğim bir yılın son günü, bundan sonra alışverişle aramda nasıl bir ilişki olacak henüz bilmiyorum.

Bir yıl önce bu kararı vermemin nedenlerini düşünüyorum; yeni yılın yaklaşmasıyla ve indirimlerle birlikte artan alışveriş çılgınlığı, reklamların ihtiyacın olmayanı sana aldırmak için yarattığı sahte dünyalar, her yerin reklam olması, bir tane daha yapılmasın diye direndiğimiz ama içinden çıkmadığımız alışveriş merkezleri, onların içindeki sinemalarda gösterilen filmlerin öncesindeki reklamlar, o reklamlardaki toplu konutlar ve onların içini döşemek için daha çok eşya gerekmesi, etrafta çok fazla mal olması, bunların nereden geldiğini nereye gideceğini düşünmek,  bütün bu eşyalar dünyasının devamı için tüketmemizin gerekliliği tüketirken de dünyayı tükettiğimizin farkındalığı, bu saçma sistemin psikolojimizle oynadığı oyunlar, yaşadıklarımızla değil sahip olduklarımızla doyuracağımızı sandığımız  tatminler.

Bütün bunları dengelemek, hafiflemek, mide bulantısını durdurmak için bu oyunun piyonlarından biri olan benim oyuna ara vermem gerekiyordu. O zaman sadece bir yıl ara vermekti niyetim ama sanırım artık oyuna bir daha dönmek istemiyorum,  o nedenle bundan sonraki hayatımı hiç birşey almadan değil ama sadece çok ihtiyacım olan şeyleri alarak geçirmeyi düşünüyorum. Bunun için henüz bir planım yok bakalım zamanla nasıl şekillenecek?



9 Kasım 2015 Pazartesi

Paylaşım ekonomisi ve seyahat

Var olan paramı mala mülke eşyaya vermeyi bıraktığımdan beri yaşamaya ve gezmeye daha çok imkan buluyorum. O nedenle geçtiğimiz bir yıl içinde daha çok seyahat eder oldum. Size son seyahatimde faydalandığım iki paylaşım paltformundan bahsedeceğim.

Birincisi Airbnb; evinizin odasını , bir kanpenizi ya da tüm evinizi günlük kiralayacağınız bir site. Ben daha önceki evimde bir odamı bu site vasıtasıyla kiralıyordum, kiralayan ve kiracının her türlü bilgisi olduğu için ve daha önce kalanlar deneyimlerini paylaştıkları için nispeten güvenilir bir yer. Ben bu siteyi bir arkadaşıma önerdiğim ve arkadaşım da bu öneri sonucu odasını kiraladığı için bana 200 dolarlık kupon vermişti  airbnb, bu kuponlarla Sienada iki kişi 3 gece 20 euroya kalabildik. Bolognada is bir öğrenci evinin salonunda 17 euroya kaldım. Hem kaldığım ev sahipleri kazandı, hem ben kazandım, kaybeden is oteller oldu :)





İkincisi ise Blablacar. Bu da araç paylaşım sitesi İtalyada çok yaygın kullanılıyor, bir Bologna'dan Siena'ya 11 euroya gittik, 8 euroya döndük, tren fiyatı 27 euroydu. Zaten o yolculuğu yapacak olan araç sahipleri araçlarına yolcu  alıyorlar, böylece koca arabanın içinde bir kişi tekbaşına gitmemiş oluyor. Blablacar ülkemizde de var, sürücülerin profillerinde haklarında her türlü bilgi oluyor, birden fazla kişi yolculuk edecekseniz güvenli olabilir.

Bunun haricinde hiç kullanma fırsatım olmayan couchsurfing var, burda hiç para geçmiyor sadece konuk oluyor ve misafir kabul ediyorsunuz.

Görünen o ki seyahat etmenin  ucuz yolları da var tabi ki rahat bir insansanız ve güvende hissediyorsanız. Neden uygun olduğunuzda evinizi aracınızı paylaşmayasınız?


22 Ekim 2015 Perşembe

Türkan Hanım'ın almama deneyimi

Alışverişi kesip bu blogu ve facebook sayfasını yaptıktan sonra bundan etkilenip alışveriş yapmayı bırakan insanlardan mesajlar aldım. Geçenler de bir arkadaşım da bu insanların almama serüvenlerini de paylaşmamı önermişti. Türkan Hanım'ın deneyimini paylaşması da denk geldi, paylaşmak isteyen diğer arkadaşlardan da mesaj bekliyorum. Fark yaratması ve ilham olması dileğiyle,

"Merhaba ben Türkan Almadım a başlayalı 39 gün oldu. Evet aslında çok kısa bir süre fakat mevsim geçişlerinde ihtiyaçlar artıyormuş bunu anladım. Şimdiye kadar birkaç konuda zorlandım bunlardan biri kapalı kışlık bir ayakkabıya ihtiyacım var fakat ALMAYACAĞIM .Botlarım var nasıl olsa birkaç hafta sonra onları kullanmayı düşünüyorum. Ikinci konu ise telefonuma kılıf almam gerekiyor fakat onu da erteleyebilirim. Almadım a başladıktan sonra hayatımda neler değişti öncelikle onlardan bahsetmek istiyorum; ilk olarak yaptığım şey daha az vasıta kullanmak oldu artık çok uzun mesafeler dışında vasıtaya binmiyorum yürüyorum ve bu bana çok iyi geldi tavsiye ederim.İkincisi ki bu çok önemli bence ikinci el ve takasla tanıştım şuanda kıyafetlerimin bir kısmını sattım bir kısmını da talepte bulunanlara gönderdim. Şimdilik paylaşacaklarım bunlarla sınırlı beni minimalist yaşamla tanıştıran blog sahibemize teşekkür ederim hoşcakalın"

20 Ekim 2015 Salı

1 yıl biterken planlar



Bir yılın bitmesine yaklaşık bir buçuk ay kala 1 Aralık'tan itibaren sonra ne yapacağımın, ne alıp ne almayacağımın yani bundan sonra nasıl bir tüketici olacağımın planlarını yapmaya başladım. Şu anda birşeye ihtiyacım olsa dahi başka alternatiflerle çözümler bulabiliyorsam o şeyi almıyorum. Herşeyin de bir yolu bulunuyor illa ki ama bu süreç bitince ihtiyacım olan şeyleri satın almayı düşünüyorum. Satın alırken yerllik, doğallık, kalite gibi dikkat edeceğim kriterler olacak tabi ki.

İhtiyaç dediğin şey de çok göreceli birşey malum, o nedenle bir kısıtlama getirmem lazım sanırım ama o kısıtlamayı nasıl yapıcam henüz bilmiyorum. Belki her ay bir ürün alırım ya da fiyat kotası koyarım henüz karar vermedim. Şimdilik ihtiyaç duyduğum şeyler şöyle: Tırnak makası, pamuk, vileda, yazlık terlik, kışlık çanta, antialerjik siyah göz kalemi, organik saç boyası.

Bu ayrıntılar bir kenara asıl yapmak istediğim daha sade, ekolojik ve az tüketerek yaşamak. Eşyalarımı azaltmak 2. yılın hedeflerinden biri olacak ve bir de daha tasarruflu olmayı ekleyebilirim; daha az taksiye binmek, yemekleri evde yemek gibi.





6 Ekim 2015 Salı

Para harcamak yerine yapabileceğimiz 35 şey




Böyle bir listeyle karşılaştım, bazıları anlamsız geldi, bazıları ufuk açtı. Kısa kısa Türkçeleri altta, orjinali burada

1- çiçek dikmek
2-youtube'dan karaoke yapmak
3- arkadaşlarla fil- dizi maratonu yapmak
4-evdeki eşyaların yerini değiştirmek
5-bir yıl boyunca her gün için bir foto çekmek
6- Kediler gibi sıcak bir köşe bulup şekerleme yapmak
7-bedava olan günlerde müzelere gitmek ( şu an bienal bedava)
8-arabanızı evde yıkamak
9- kanser hastalarına saçınızı bağışlamak
10-vitrin gezip, o parayı o kıyafete verir miydiniz diye düşünmek, günün sonunda da vermediniz diye mutlu olmak
11-bir oturuşta bir kitap bitirmek
12- podcast indirip  dinlemek
13-evdeki fazlalıklardan kurtulmak
14-evsizler için yardım paketi hazırlamak
15- tırnaklarınızı rengarenk boyamak
16- yıldızlara bakıp isimlerini öğrenmek- bulmaya çalışmak (skyview diye bir app var, indirin çok güzel)
17-makyaj malzelemerini organize etmek, kırıkları atmak, fırçaları yıkamak
18-yerel halk plajına gitmek ( bizim arkadaşlar bebekte yüzmüş önceki hafta)
19-bisiklete binmek
20- youtubedan yoga yapmak
21- koşmak
22-arabanız varsa yakındaki küçük köyleri ziyarete gitmek ( İstanbul'da yaşayanlar için boğaz hattı vapurları var, kendinizi Anadolu hisarına, beylerbeyine atabilirsiniz)
23-kamp yapmak
24- köpeğinizi parka çıkarmak
25- süt ve gül banyosu ( bunu parasız nasıl yapıcaz yahu?)
26-buzdolabında ne varsa onlarla piknik yapmak
27-favori yemek tariflerinizi yazıp eşe dosta mail olarak atmak
28-eş dost ziyareti yapmak
29-ölmeden önce yapılması gerekenler listesi yapmak
30-yağmurda dans etmek (nerede yapılacak bu acaba)
31- buzlukdaki yiyeceklerden yeni bir dondurma aroması yaratmak ( :/)
32- meditasyon uygulaması indirmek ( bekibisa.com da sesli meditasyonlar var)
33- arkadaşlar için karışık kaset hazırlamak (spotify listesi diyelim)
34- garage sale yapıp evdeki fazlalıkları atmak (ya da takas pazarı)
35-yürüyüşe çıkmak


5 Ekim 2015 Pazartesi

Yemin bozduran bileklik





Eylül ayı çok yoğun geçti, hem İstanbul'da hem Ordu'da düğün, tatil derken Ekim ayı gelmiş bile.
Düğün denen şey alışverişin ve harcamanın tavana vurmasıymış meğer. Eskiden bir kına gecesi , bir de düğün vardı; şimdi bekarlığa veda, manzarada fotoğraf çekimi, mekan süslemesi, masa düzeni derken  bambaşka bir boyut kazanmış evlenmek. Neyse ki bizim çift böyle şeylere pek meraklı olmadığından tüketim çılgınlığı yaşanmadan düğünü atlattık. Ben de daha önce karar verdiğim gibi arkadaşlarımdan ödünç aldığım elbiselerle katıldım düğünlere, çok da güzel oldu.

Düğünden sonra da on günlük bir gezi için İran'a gittim. İnsan hazır İran'a gitmişken kocaman  ve envai çeşit ürünlerle dolu kapalı çarşıları görünce birşeyler satın almak istiyor. Sahip olmaktan çok orada alışveriş yapmanın zevki var sanırım.  Kız kardeşim kendisine birşeyler almam için bana bir miktar para verdi, onun için alışveriş yaparken bu zevki yaşayıp alışveriş hevesimi yatıştırdım. Hediye olarak da hurma, baharat gibi şeyler aldım.

Kendine hiç mi birşey almadın derseniz, itiraf edeyim ki aldım. Birincisi Şiraz'da hava çok sıcaktı ve Persepolis'e gidecektik, sıcaktan bayılmamak için başıma örtecek ince beyaz bir başörtüsü almak zorunda kaldım. İkincisi de üzülerek söylüyorum keyfi birşey;  kardeşime alırken bir tane de kendime bileklik aldım, İran'dan bana bir hatıra kalsın istedim sanırım. Çok ucuza almam birşey değiştirmiyor ve hiç de ihtiyaç değil ama vicdan azabı da duymadım alınca. Bu 10 aydır keyfi olarak aldığım tek şey olduğu için hakkını vererek hergün takıyorum, başlıkta yemin bozduran dedim ama hiç bozmamışım gibi devam ediyorum.

Böylece 10 ayı bitirmiş oldum. Bu on ay boyunca alışveriş yapmaya devam etseydim muhtemelen İran'a ve bu süreçte gittiğim diğer seyahatlere gidememiş olacaktım, yani eşyaya değil yaşama yatırım yaptım diyebilirz.

27 Ağustos 2015 Perşembe

hesap

Ben almamaya karar verip  blog ve facebook sayfasını açtıktan sonra tanıdığım en az 20 kişi bu yönde karar vermiştir, bir de tanımadıklarım var. Diyelim ki toplam 50 kişi, bu  insanlarda etraflarına yaysalar 50 şerden etti mi 2500, 200 daha ekleyip çıkan sonuçtan bir sıfır at, etti mi 270 ? Üç gün sonra almamaya başlayalı yaklaşık 270 gün olacak yani 9 ay.

4 Ağustos 2015 Salı

8 AY!




Sekiz ayı devireli bir kaç gün oldu, almamak çok güzel gidiyor. Şu an az çok nelere ihtiyacım varmış görüyorum, önümüzdeki sene almam gerekenleri, gerçekten ihtiyacım olanları belirliyorum. Bir yılı bitirince nasıl bir alma düzeni yapabileceğimi düşünüyorum; mesela ayda sadece bir ihtiyaç olabilir ya da ayda bir fiyat sınırı koyabilirim henüz kesinleştirmedim.

Bu yazı parmak arası plastik terlikle ve kapalı ayakkabıyla geçiriyorum, bir tane düzgün terliğim vardı o da koptu. Şimdiye kadar ciddi ihtiyaç duyduğum şey terlik oldu. 

Bayramdan sonra Ordu'ya ailemi ziyarete gittim, zaten zor bela kablolarını tutturduğum şarjımı götürmeyi unuttuğum için Ordu'dan şarj almak zorunda kaldım. Bu 8 ay içinde yaptığım 3. alışverişim oldu.

Eylül'ün 4'ünde ve 12'sinde kardeşimin düğünü var, geçen haftasonu bir arkadaşıma gidip gardrobundan kendime düğün kıyafet ve ayakkabı seçtim, bu önemli konuyu da böylece çok kolay hallettim.

Herkes para biriktirdin mi diye soruyor, cevabım hayır tabi ki. Alışveriş yapmamaya başladıktan sonra kredi kartı borçlarımı ancak ödedim diyeyim size. Ayrıca seyahat ediyorum çeşitli kurslara, atölyelere gidiyorum . Bunlar beni daha çok mutlu ediyor. Eylülde İran'a gidiyorum eminim orada almak isteyeceğim çok şey olacak bakalım nasıl üstesinden geleceğim.

13 Temmuz 2015 Pazartesi



Kitap da satın almıyorum, kütüphaneden ödünç alıyorum 


11 Temmuz 2015 Cumartesi




Alışveriş yapmamak gün geçmiyor ki insanı yeni arayışlara sürüklemesin, hep aynı şeyleri giymekten sıkılınca elindekileri dönüştümeye başlıyorsun.
Geçen hafta uzun bir eteği elbise olarak giymiştim dün de giyemediğim bir elbiseyi etek yaptım ‪#‎almadım‬ ‪#‎noshoppingforayear‬‪#‎noshopping‬ ‪#‎dıy‬ ‪#‎dikiş‬ ‪#‎tüketmiyorum‬


Alışveriş yapmayalı 7 ayı geçmiş bile


Kaldı 5 ay

10 Haziran 2015 Çarşamba

Başka bir dünya umudu

Çok yazı yazamıyorum ama facebook sayfasını takip ediyorsanız çok yazı paylaştığımı görüyorsunuzdur. Algıda seçililik değil sanırım, son dönemlerde tüketmemeyi sade yaşamı tercih eden  çok insan, bu uğurda çalışan çok topluluk görüyorum. Bu beni çok mutlu ediyor. Son haftalarda başka bloglarda ya da sayfalarda görüp facebookta paylaştığım yazıların linkini altta veriyorum.

Yaşasın dayanışma ve başka bir dünya umudu!

Kapitalist Modaya Son Sarılış

http://minimalistyasam.com/sonsarilis/?utm_content=bufferc006d&utm_medium=social&utm_source=facebook.com&utm_campaign=buffer

Giydiğimiz kıyafeti yapan işçinin korkunç çalışma koşullarını söyleyen etiketler

http://www.nolm.us/giydigimiz-kiyafeti-yapan-iscinin-korkunc-calisma-kosullarini-soyleyen-etiketler/

Hindistan ve pakistanda açlıkla savaşan Robin Hoodlar

https://gaiadergi.com/robin-hood-ordusu-hindistan-ve-pakistanda-aclikla-savasiyor/

Daha az tüket, daha çok dönüştür

http://www.cevreciyiz.com/makale-detay/895/daha-az-tuket-daha-cok-donustur


18 Mayıs 2015 Pazartesi

Sürdürülebilir Evlilik Söyleşisi




Bu yollara baş koyunca en güzeli senin gibi insanlarla karşılaşmak, paylaşmak yanlız olmadığını anlamak. Geçen hafta dünyama giren bir proje Sürdürülebilir Evlilik . O da ne ola derseniz çok güzel bişey ola! Anlatmakla olmaz Facebook sayfaları ve bloglarına tıklayın, görün, takip edin. Benimle de bir söyleşi yaptılar bloglarında yayınlamak üzere, altta o söyleşiyi kes- yapıştır usulüyle paylaşıyorum:


Başka Bir Dünya Mümkün Serisi: Almadım! Selma Hekim Söyleşisi


Aynı yolun yolcusu olduklarımızla yollar er geç kesişiyor ve havalara uçuyor iyi ki diyoruz.
Masalımıza bir kahraman daha ekledik, tanıştık, konuştuki çok sevdik. Selma Hekim 1 Aralık 2014 itibariyle 1 yıllık bir ALMADIM projesi başlatmış. Bloğunda (burada) ve feysbuk sayfasında (burada) pek kıymetli paylaşımlar bulabilirsiniz. Aşağıda da bizimle olan söyleşisi mevcut. Afiyetle okuyunuz efendim, İlhamlı paylaşımdır <3

1 Yıl boyunca keyfi alışveriş yapmama kararı alan bir kadın! Yok canım mümkün mü? Bütün kadınlar alışveriş delisi? Öyle mi dersin? Kadınlar olarak dünyayı kurtarıyoruuzz beyleerr! Haberiniz yok! Almadım diyor kadın, ALMADIM! Hadi dinleyelim.

Merhaba Selam Hanım, Sizinle Almadım aracılığıyla tanıştık ve sayfanız derken bloğunuz yazılarınız, okudukça sevdik sevdikçe okuduk. Benzer tercihleri yapmış aynı duyguları paylaşan ve çoğu zaman almayan olarak biz sizi çok sevdik. Hem biz hem de takipçilerimiz için bize biraz kendinizden ve Almadım projesinden bahseder misiniz?


Merhaba, güzel sözleriniz için teşekkür ederim.  Yaklaşık 20 yıldır İstanbul’da yaşıyorum, bir üniversitede çalışıyorum ayrıca bir atölyem var resim yapıyorum. Uzun yıllardır ekolojiyle kenarından köşesinden ilgilendim fakat kendi hayatıma bunu pek sokamadım.  Son yıllarda sosyal medyada bu tür oluşumları takip etmeye başlamıştım. Yerellik, organik üretim, paylaşım hep ilgimi çeken konular oldu. Evimdeki neredeyse tüm eşyalar ikinci el, bir şeyin kullanılıp atılmasına gönlüm razı olmuyordu, arkadaşlar arasında takas pazarları düzenlemeye başladık, çöpleri ayırmaya başladım. Gezi sonrası biraz küskünlükle kendi hayatımda ve çevremde fark yaratacak bir şeyler yapmak büyük hikayelerin içinde olmaktan daha iyi gelmeye başladı. Öte yandan da AVM’lerden ve alışveriş yapmaktan  daralmaya başlamıştım. Bu bir taraftan da psikolojik bir süreç; kendimi alışveriş yaparak mutlu olan bir insan olarak görüyordum; fakat sadece alırken ve ondan sonraki birkaç saat içinde, sonrasında pişman oluyordum. Bunun sebebinin mülkiyet arzusu olduğunu düşünüyorum, mülkiyet edinmek ise ölümlü olmakla başa çıkmanın yolu sanırım. Almayla ilgili psikolojik süreçlerin yanı sıra son yıllarda dünyadaki üretim ve tüketimin artışı, binaya, mala, reklama boğulmamız da bu kararda etken. Bunların hepsi satılıyor mu, satılmayanlar nereye gidiyor, bunlar uzaydan mı geliyor? Bunlar üretilirken dünyada birçok şey tüketiliyor. Sürekli indirimde olan bir ev tekstili mağazasında elim kolum dolu halde daha ne alsam diye kendimi zorlarken bulmam son damla oldu. Sonraki hafta ofiste otururken aniden bir yıl alışveriş yapmamaya karar verdim. Verir vermez facebookta profilime yazdım. Gelen yorumlar çok olumlu oldu. Süreci bizimle paylaş diyenler oldu, bir blog ve facebook sayfası açtım. Almadım böyle doğdu.

Bloğunuzu incelerken ne almadım dosyalarınıza rastlamak mümkün. Bugünlerde sistem bizleri genelde ne aldığımızı paylaşmaya şartlıyor malum :) Sizi Ne Almadım? dosyaları yapmaya tetikleyen şey ne oldu?

Almadım dosyaları yapmaya hevesle başladım, başta almak isteyip almadığım şeyler oluyordu ama bunlarda hiç aklım kalmıyordu. Herkes şunu görsün istedim; almayınca bir süre sonra unutuyorsunuz ve hiç pişmanlık olmuyor. Fakat daha sonra bir şey almak istemez oldum ve bu bölümü düzenli yazamaz oldum. Bu süreçle birlikte başka farkındalıklar da kazanıyorsunuz, bazen eskiden çok beğendiğim mağazalara girip ürünlere bakıyorum ve iyi ki bu kararı verdim diyorum.

1 Aralık 2014te başlayan bu deneyim ve bize göre aslında bir sosyal deney olan "Almadım" sürecinizde en çok hangi "almadım" kaldı aklınızda? Hala keşke alsaydım dediğiniz bir "almadım" var mı? ve iyi ki almadım dediğiniz?

Aklımda hiçbirşey kalmadı aslında. Özellikle kıyafet konusunda hiç zorlanmadım, sadece psikolojik alma atakları geçiriyorum bazen. Günlük rutinlerimizi, eğlence anlayışımızı bazen almayla beraber yürütüyoruz. Mesela eskiden İstiklal Caddesi’ne çıkınca mutlaka bir kitapçıya uğramak, Beyoğlu iş merkezinden ihraç fazlası ürünler almak benim için bir eğlenceydi. Ya da pazara gidip ucuza güzel t-shirtler ,ıvır zıvırlar, kumaşlar almak. Bunlara sahip olmak değil de o etkinliği düzenlemeyi özlüyorum. O zevkten mahrum kalmak bana bir eksiklik gibi geliyor bazen ama onun yerine yapılacak o kadar güzel şey var ki hayatta.

Alışverişi mümkün mertebe azaltmak adına alternatifler üretirken pek çok şeyi kendiniz yaptığınıza rastladık örneğin özel gün kutlamaları süsler vs. bu konudan da bize bahseder misiniz?

Aslında o kısma biraz daha zaman ayırmak istiyordum ama fırsatım olmadı. Hiç birşey almayınca hediye de alamıyorsunuz. Benim avantajım resim yapıyor olmam. Küçük tuvaller üzerine satmak için yaptığım dekoratif şirin resimler vardı, onlardan hediyeler götürüyorum. Ayrıca incik, boncuk, kağıt,kumaş çok biriktirmişim onlardan da bir şeyler yapıyorum. Hiç olmadı pasta kurabiye kek yapılıp hediye olarak götürülebilir. Biz çok hazıra alışmışız, kendimizin yapabileceği kıyafetten ev eşyasına kadar birçok şey var.

Peki buna bir perhiz dersek :) hiç dayanamayıp bozdugunuz oldu mu?

Blogumda da yazdım. Şimdiye kadar iki şey aldım. Birincisi cilt problemim vardı bir uzmana gittim ve temizleyici bir cilt ürünü kullanmam gerektiğini söyledi. Çok düşündüm ve aldım. Eczaneden aldığım için kendimi biraz iyi hissettirdi. Bir de geçenlerde okulun kooperatifinden zeytinyağlı sabun aldım. Evde bir sürü sabun var, hiç ihtiyacım yok ama 3 liraydı, kooperatifte satılıyordu, bir köyden gelmişti derken fark etmeden almışım. Sonradan uyandım. Bu ikisi haricinde birşey almadım.

Mal beyanınızı okuduk başlarda yaptığınız :) Şuan o beyanda ne gibi değişiklikler oldu? Var mı bir fark?

Çok şey biriktirmişim, o nedenle zorlanmadım. Evde kremler, ojeler, sabunlar doluydu. Onları tek tek bitiriyor ve evi sadeleştiriyor olmak da güzel. Doğum günümde bazı hediyeler geldi, organik şampuan, organik saç boyası, hindistancevizi yağı gibi. İnsanlar ihtiyaç duyabileceğim şeyler hediye ettiler böylece hiç giymeyeceğim kullanmayacağım hediyeler de almamış oldum. Bazı eşyalarımı da elden çıkardım. Öğretmen bir arkadaşım okulun kermesinde bazı takılarımı sattı, vermeye elimin varmadığı ve yıllarca tuttuğum kıyafetlere veda ettim. Amacım olabildiğince az eşyayla kalıp onları eskitene kadar kullanmak.
Bu sosyal deney sürecinizde sonuçlar sizi nasıl etkiledi? "Vayy be böyle de oluyormuş"lar birikti mi?

Sanırım bu bir yıl bitince de almamam kontrollü olarak sürecek. Belki ayda bir ihtiyaçla sınırlarım, henüz  karar vermedim. Fark ettiğim şey kendi adıma çok gereksiz alışverişler yapmış olduğum oldu. Kesin kullanmamız gerektiğini düşündüğüm bazı şeylerin gereksiz olduğunu gördüm, mesela çamaşır yumuşatıcısı. Saçlarımı daha uzun aralıklarla ve daha az şampuanla yıkamaya başladım, diş macununu az kullanmaya başladım. Kimyasal olmayan temizlik ürünleriyle tanıştım. Reklamlarla tamamen kandırıldığımızı gördüm. Bu demek değil ki hayat standartlarınız düşecek, tam tersi bundan sonra bir kazak alacaksam hem güzel hem de kaliteli bir kazak almak isterim. Ayrıca dolapta yılda iki kere giyilmeyi bekleyecek şeylere vereceğim parayı  yaşamaya vermeyi tercih ediyorum
 "Yok bu böyle olmadı, düşündüğüm gibi değilmiş bunu almak şartmış bunu satın almadan yaşanmazmış" dediğiniz almamak ölümcül hasar yaratan bir şey çıktı mı karşınıza?

Henüz çıkmadı. Bir ay içinde diş macunum bitebilir gibi görünüyor mesela, bir de bu yaz kardeşlerimin düğünü var o düğünlerde giyecek bir şeyler bulmam gerekecek. Ben de heyecanla bekliyorum nasıl bir çözüm bulacağımı.
 Peki bu sürece girince satın almama haliniz size duygusal anlamda neler getirdi? Neler götürdü? Var mı böyle şeyler :)  

Almadığım için mutluyum, kendimi birazcık daha samimi hissediyorum.  İnsanoğlu bütün dünya emrine amade sanıyor bütün hayvanlar, toprak, doğa bizim için yaratılmış sanıyoruz ve sömürürken hiç vicdan azabı çekmiyoruz. Bunun böyle olduğumu dilimizle söylüyoruz ama sıra harekete gelince herkes keyfine bakıyor. Bu noktadan uzaklaşmak için adım atmak bana iyi geldi
 .Yaklaşık 6 aylık olacak süreciniz, bir yarıyıl raporu yapsanız kısaca bizim için :) var mı bir özet?

 Almadım demekten başka diyeceğim bir şey yok ve bir de şu var, bir yerden başlarsanız devamı geliyor ve yeni kapılar açılıyor.
 Son olarak bizlere "Almadım" süreciniz için sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? Mesajınız nedir?
Şikayet etmek, çözümleri başkalarına başka zamanlara atmak işin kolay yanı ve hiç birşey değiştirmiyor. Biz kendimizde bir değişim yaratırsak başka insanları da etkiliyoruz ve değişim böyle gerçekleşiyor. Benim bütün yaptıklarımda ve yazdıklarımda başka insanların etkisi var. Böyle böyle dünyayı değiştirebiliriz belki.



14 Mayıs 2015 Perşembe

Atmak mı zor-Tutmak mı zor





Sürekli dönüp dolaşıp aynı şeyleri yazıyorum ama yine malı mülkü azaltma konusuna değineceğim . İnsanın ne kadar az eşyası varsa kendini o kadar özgür hisseder gibime geliyor, ya da ben öyle hissediyorum. Eşya insanın hareketliliğini engelleyen birşey, sırtında yük. Bundan beş yıl önce 6 ay yurtdışında yaşadım. Bir valizle gittim ve götürdüklerimden başka birşeye ihtiyaç duymadım. O zaman uyandım biraz çok eşyaya ihtiyaç duymadan yaşayabileceğime. Ama döner dönmez aynı döngünün içine girdim. Kendimi sürekli çamaşır yıkarken, ütülerken, katlarken buluyorum. Kitaplığı düzenle, takıları düzenle, kemerleri nereye koysam derken ömrümü geçiriyorum. Neyse ki almamayla paralel olarak azaltma işine de başladım,sanırım beş aydır  3 kere kıyafetleri elden geçirip fazlalıkları ayırdım. Eskimeye yüz tutmuşları çok giyiyorum ki eskisinler, yarım kalmış kremleri parfümleri bitiriyorum. Şu beş aydır hayatımda sürmediğim kadar parfüm,oje, krem sürdüm, sürmesem daha önce hep yaptığım gibi son kullanma tarihi gelene kadar bekleyecek ve atacaktım. Bir çanta dolusu takı toka vs eşyayı arkadaşımın okul kermesine yolladım.Evdeki fazla kabloları, okuldaki elektronik çöpe attım ama bitmiyor. Atmak da kolay iş değil bu arada. Eşyayı tutmanın psikolojik sebepleri var ki bunlara ayrı bir yazı konusu olabilir.

Bu aralar takip ettiğim projeler var bir tanesi the tiny project. İnsanlar minicik evler kurmuşlar, bazıları bu evleri karavan gibi taşınır yapmış dağ bayır dolaşabiliyorlar. Görünen o ki kendilerine yetecek herşeyleri var mutlu mesut yaşıyorlar. Herkese lham vermesi dileğiyle.

5 Mayıs 2015 Salı

Hıdrelleziniz kutlu olsun




Bugün Hıdrellez, yazın başlangıcı, alışverişin pompalanmadığı az sayıda özel günlerden günden biri. Herkese eğlence, paylaşım, bolluk, bereket getirsin. Ben de 5 aydır alışveriş yapmamayı kutluyorum bu hıdrellezde.

Günler hızla akıp geçiyor en son yaşadığım mercan atağından sonra sakin bir 2 hafta geçirdim. Telefonumun pili bitmişti, kız kardeşim yeni telefon aldı ve eskisini bana verdi böylece telefon ihtiyacım kalmadı. Aylar geçtikçe alışveriş yapmanın hiç de gerekli olmadığını görüyorum sanırım bir yıl bittikten sonra da çok sınırlı alışveriş yapacağım.

Geçen hafta eşya kütüphanesi diye bir projeyle karşılaştım, paylaşmak istedikleriniz ve talep ettikleriniz bölümleri var, ya ihtiyacınız olanı alıyorsunuz ya da fazla ve paylaşabildiklerinizi veriyorsunuz. Bazı ürünleri ortak kullanıma açıyorsunuz; mesela kitaplar, matkap vs gibi ev araç gereçleri gibi. İsteyen kullanıp geri veriyor , bazı ürünler de tamamen el değiştiryor. Bu tür oluşumlar görmek beni mutlu ediyor, gitgide alışveriş yapmaya daha az ihtiyaç duyuyoruz.

Bir de itirafım olacak. Hiç farketmeden yaptığım birşey; okulun kooperatifinden bahsetmiştim daha önce ordan her hafta süt alıyorum yoğurt yapmak için, gitmişken ceviz, kuru domates ve zeytinyağlı sabun aldım. Sabun almam gerekenler arasında, evde bu yılı çıkartacak sabun var ama artık kooperatiften alıyorum diye mi, 3 lira diye mi, orda satılan herşeyi yiyecek olarak gördüğümden mi nedir  aldım işte. Çok pişman olmadım en azından ekolojik ucuz bir ürün aldım para üreticiye gitti.
 Hıdrellezde herkes dilediklerine kavuşsun diyerek bitiriyorum.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Bahar temizliği





Almadım'ın facebook sayfasında bir yazı paylaştım," 10 things to get rid of right now"- "Şimdi kurtulmanız gereken 10 şey". Love Aesthetics adlı bir blogda okuduğum bu yazının maddelerini kendi katkılarımı da ekleyip altta paylaştım. Yazıda Hollanda'daki Kingsday adlı milli günlerinde gelenekselleşmiş bir olaydan bahsediyor; evdeki fazlalıkları ayıklayıp kapı önüne çıkarıp satmak. Buna mütakiben de evde nelerden kurtulmalıyızın bir listesini yapmış. Bu tür yüklerden kurtulmanın en güzel zamanı bahar. Bakalım bahar temizliğiyle nelerden kurtulmalıymışız:



1- Televizyon-Demek ki  Hollanda'da da televizyon izlemek insanların çok zaman harcadıkları bir durum. ( ne diyeceğimi bilemedim; faliyet desem değil, eylem desem değil) Yazar demiş ki "dizileri, filmleri internetten izleyebilirsiniz, ben 5 yıldır kullanmıyorum ve reklamlar haricinde birşey kaçırmadım" . Katılıyorum kendisine, benim evimde televizyon var ama bilgisayarı bağlayıp dizi ve film izlemek için kullanıyorum böylece haberlere, tartışma progamlarına, yarışmalara maruz kalmıyorum. Resmen insanın gerçekliğini değiştiriyolar; sizin tuttuğunuz kız en iyi giyinmediyse ya da survivordaki takım galip gelmediyse dünyanın sonu geldi sanıyorsunuz.

2- Nevresim- İki nevresim yeter demiş, birin çıkarın diğrini takın. Adam haklı, sanırım bende  4 nevresim 2 tane de tek kişilik misafir nevresimi var, çok fazla.

3- Kitap- Bizde bir kitap fetişi var ki sormayın. Bir kere okunacak bir daha kimseye faydası olmayacak romanları kitaplıkta tutup bir de kimseye vermemek. Referans kitaplarına birşey söylemiyorum ya da çok beğendiğimiz romanlar olabilir, sonraki nesillere bırakmak istediğimiz şeyler vardır belki ama düşünün kaç kitap orada birdaha kapağı açılmamak üzere yatıyor.

4- Çanta-Şimdi bizde de yavaş yavaş çoğalıyor bez çantalar; mesela bizim veteriner taurus veteriner kliniği çok şahane bez çantalara koyup veriyor mamaları.Sanırım Hollanda'da çok fazla ki onlardan da kurtulun demiş.

5-Kablolar. Bizde bir çekmece dolusu kablo var, hangisi neyin kablosu şaşırdığımdan hepsini tutuyorum, ince uçlu nokia şarj dahil. Bir elden geçireyim bari.

6- Mutfak gereçleri. Bir sürü gereksiz bıçak, süzgeç, tirbişon vs. Bizde iki ev birleştiği için çok var herşeyden.

7- Birden çok olan şeyler; eşantiyon kalemler, taraklar, tırnak makasları

8- Kağıtlar- not kağıtları, kartvizitler, iki sayfası kullanılmış defterler, eski ders notları vs.

9- Güzellik ürünleri- Kendimden biliyorum evde yarım yarım 5 tane krem, hiç kullanmadığım göz kalemleri, 10'dan fazla bozulmaya yüz tutmuş oje. Bunların çoğu da kalitesiz, ucuz diye alınmış, kullanılmayacak şeyler. Herşeyden bir tane ve kaliteli edinmek lazım.

10- Son kullanma tarihi geçmiş mamuller.

25 Nisan 2015 Cumartesi

O mercan!


Almamamın ilk aylarında  "ne almadım" başlığıyla haftalık durum bildirimi yapıp, almak isteyip de alamadıklarımı yazıyordum fakat bir süre sonra birşey alma isteğim kalmadığından bunu yapmayı bırakmıştım. Dün şu son beş aydır beni en çok zorlayan almamayı yaşadım. Hem de hiç gerek duymadığım birşey için; mercan.
Kardeşimle iki günlüğüne Ayvalık'a gittik, orada bir tanıdığımızın duvarında küçük bir ağaca benzeyen bir mercanı gördüm ve vuruldum. Hemen hain planlar kurmaya başladım, ben kardeşime yemek ısmarlayacaktım o da bana karşılığında mercan alacaktı, yani böylece ben satın almış olmayacaktım! O gece etraftan gelen " bunun için mi bozacaksın", "seni deşifre ederiz" gibi tehdit ve kınamalar yüzünden bu fikirden vazgeçtim fakat ertesi gün uğradığımız bir dükkanda çok ucuza satıldığını görünce tekrar kıpraşmaya başladım. "Kesin alıcam tutmayın beni" derken kardeşim beni zar zor tuttu. Kendime şaşıryorum, kıyafet kozmetik, kırtasiye hiç birşeyde zorlanmıyorum da böyle saçmasapan şeylerde kendimi zor tutuyorum; sanırım o yüzden evim ıvır zıvır dolu. Kendim için önemli, duyan, okuyan için saçma almama sınavımı da böylece verdim.



İşte o mercan !

Mercan kadar önemli olmasa da başka ihtiyaçlarım da var: cep telefonumun pili bitti sanırım, şarj ediyorum bir saat sonra sıfırlanıyor. Şimdilik bu konuda birşey yapmayı düşünmüyorum, bakalım ne kadar dayanıcam. Bir de Siya adisi yatağıma işemeye kalktı, kendisinin iki yıl önce de birkaç kere gerçekleştirdiği bu eylemin tekrar olması ihtimaline karşı yatağıma koruyucu bir alez almam gerekiyor sanırım. Şimdilik odamın kapısını sürekli kapalı tutuyorum ve bu ihtiyacı 2015 aralık sonrasına erteliyorum.


13 Nisan 2015 Pazartesi

Hayalet Alışveriş Merkezleri



Geçen ay Ankara'ya gittim, aman Allah'ım! Şehir değil bilimkurgı filmlerindeki kurak gezegene kurulmuş yaşam alanı. Anladığım kadarıyla insanlar da sosyalleşmek için AVM'leri tercih ediyor. AVM lafını da zaten ilk Ankarada durmuştum yıllar önce. Ankaraya laf söylüyorum da İstanbul iyisi mi; Büyükdere caddesi üzerinde kaç AVM var bilmiyorum. Hissim o ki bu iş bir yerde patlayacak, çok iddialılar kalır ama diğerleri için o yer de pek uzak değil; arz talebin üstünde, heryede birbirinin aynı mağazalar, neyere kadar.
Bugün Amerikadaki alışveriş merkezleriyle ilgili bu hissimi doğrulayan sürreal fotoğraflarla dolu bir yazı okudum . 2010'dan beri 20'nin üzerinde alışveriş merkezi kapanmış yaklaşık 60 tanesi de kapanmak üzereymiş. Kapatılınca neye dönecek bunlar linkteki fotoğraflara bakıp anlayabilirsiniz. O kadar emeğe, kaynağa, paraya, doğadan tüketilenlere yazık!

http://www.fastcoexist.com/3042263/surreal-photos-of-abandoned-snow-filled-malls-show-the-death-of-an-era-in-america#6

6 Nisan 2015 Pazartesi

4 Ayın Ardından




1 Nisanda satın almadığım 4 ayı bitirdim. Baharın gelmesinden mi nedir, geçen ay alışveriş yapak istediğim günler oldu  ve her seferinde yapmıyor olmanın beni ne kadar mutlu ettiğini farkettim. Daha önce bahsettiğim arkadaşımdan alıp da zar zor kurdurduğum dolaba eşyalarımı yerleştirirken ne kadar gereksiz kıyafetim olduğunu tekrar gördüm, bazılarını vermek üzere ayırdım, bazılarını kullanmadığım halde vermeye kıyamadım yine.

Geçen hafta doğum günümdü, hediye almak isteyenler almadığımı bildikleri için ihtiyaçlarım doğrultusunda hediyeler almışlar; çorap, iç çamaşırı, organik şampuan, antialerjik rimel, beyaz ev boyası, hindistancevizi yağı gibi. Bunların yanı sıra birkaç tane de ihtiyacım olmayan ama beni mutlu eden hediye geldi. Hediyeleri kabul etmekte sakınca görmedim; eğer almıyor olsaydım evdeki yığınları çoğaltan, kullanmadığım hediyeler gelecekti. Sanırım artık 2 yıl birşey almasam ihtiyaç duymam.

Tasavvuf felsefesiyle ilgileniyorum biraz. Dünya malına önem vermemek, azla yetinmek, nefsle mücadele gibi konular sık sık vurgulanıyor tasavvuf edebiyatında. Kul Yusuftan bir deyiş karşıma çıktı geçenlerde onun bir parçasıyla kapatıyorum yazımı.

bir gün felek cana kıyar
bizi kaptan kaba koyar
eller atlas libas giyer
şükür bize aba düştü.

26 Mart 2015 Perşembe

Birşey aldım

Uzun zamandır bir cilt problemim var, bu hafta bu konuda uzman birine gittim ve bana bir ürün almamı tavsiye etti, tavsiye demeyelim de almam gerektiğini söyledi. Eczanede satılan dermokozmetik bir ürün. Kendi kendime çok mücadele verdim, acaba bir yıl bittikten sonra mı alsam diye ama bu soruna da biran önce çare bulmam gerekiyordu. O nedenle bugün eczaneye gidip ürünü satın aldım, hem de kullanmamaya karar verdiğim kredi kartımla. Şimdi de günah çıkartmak için buraya yazıyorum. Birileri beni teselli etsin lütfen

19 Mart 2015 Perşembe

Elveda Kredi Kartları




İlk kredi kartımı yıllar önce yurtdışına çıkarken kendimi güvende hissedeyim diye almıştım. Sonra maaşımın yattığı banka bir kart yolladı, sonra pegasus uçak bileti veriyor diye bir kart daha aldım, bir tane de arkadaşımın kullanması için aldım, derken 4 tane kredi kartım oldu. Birinin limiti bittikçe diğerini kullanıyordum, hepsinin limiti farklı farklıydı, az olanları daha az kullanıyordum. Derken cebimde para varmış gibi kredi kartı kullana kullana tüm borcunu ödeyemez hale geldim. Her ay sadece asgari limitleri ödeyebiliyordum. Bu bir süre böyle gitti. Aklım başıma gezi sonrası geldi, o sırada Garanti Bankası'na sinirimden bonus kartımı kapattım, diğer iki kartımın da borçlarını tamamen bitirip kapatmam bu hafta oldu.

Şu an tek kartım var, onun da borcu kalmadı. Bir geçiş sürecindeyim, kalan son kartımı yanımda taşımayıp kartsız bir hayata adım atıyorum. Onu henüz kapatmama nedenim yurtdışına yalnız gidersem yine garanti olarak yanıma almak olacak. Bakalım kartsız yaşama alışırsam onu da çöpe atabilrim. Şimdiden ferahlamış hissediyorum

17 Mart 2015 Salı

"Kitle öğretim silahı"






Arjantinli  çılgın sanatçı Raul Lemesoff , kendi elleriyle bir tank- gezici kütüphane yapıp, herkese bedava kitap dağıtıyor. Aracının adını "kitle öğretim silahı" koymuş.

Eğlenceli ve ilham verici videosu:


14 Mart 2015 Cumartesi

Herkesin zayıf düştüğü anlar olabilir değil mi?


Hani bahar gelmişti, neden hava bu kadar soğuk ve gri? Güneşli günlere, yeniliklere, kendimi mutlu hissettirecek para verip alacağım yeni bir motivasyona hasretim. Kokulu bir mum, evime sevimlilik katacak bir çiçek, yeni bir kitap, yeni kalemler, kremler, tokalar alasım var. Alışveriş merkezlerini hiç özlemedim ama dün Tahtakale'ye gittim, Şarkhan'a gidip Çin'de imal edilmiş ipe sapa gelmez dekoratif objeler, tüller, ipler, tahta sepetler alasım geldi. Bunların hepsi sahte mutluluklar biliyorum ama bünyem buna alışık sanırım. Çarşamba pazarına gidip kumaşlar alıp, arada çay molasında aldıklarımı tek tek çıkarıp bakasım var. Marpuççu Han'dan takı yapmak için boncuklar alasım var. Bugün Kadıköy'de Mesut Güneş'e uğradım, oradaki çinko kupalardan alıp kah kahve içesim kah kaktüs dikesim var. Bugün ayaklarım yağmurdan sırılsıklam oldu, bir çorap alıp giyeydim ya; sanki bir liraya çorap alıp giysem kim bilecek ama kendimi oruç bozan insan gibi hissedecektim, velhasıl almadım. Neredeyse dört ay olacak ilk depresif alışveriş isteği atağımı geçiriyorum sanırım. Bunu atlatacağım ve atlattığımda yenilip almadığım için  mutlu olacağım.

11 Mart 2015 Çarşamba

Alışverişli bir rüya daha


Rüyamda Beşiktaştaki t-shopta kasanın önündeyim, ikili paketlerde rujlar varmış onlardan satın almışım. Kasadaki kız ürünü okutuyor fiyatı söylüyor. O sırada satın almadığım aklıma geliyor, panik oluyorum, nasıl yaptım bu işi diyorum ve  almaktan vazgeçiyorum. Vazgeçemezsiniz bir kere okuttuk diyorlar, ben de bu ciddi bir iş bir sene boyunca hiçbirşey satın alamam diyorum. Kızlar beni ciddiye almıyor, o sırada aklımdan geçenler; rujları yiyecek birşeyle mi değiştirsem, ya da gizlice alsam da kimseye söylemesem mi? İşin içinden çıkamıyorum.

9 Mart 2015 Pazartesi

Şemsiye

 https://33.media.tumblr.com/3b7c9f20de957880c5705e3903f6740a/tumblr_n2j0eaTRGs1rvgds2o9_250.gif




Bugün  facebook'da  Fikir Sahibi Damaklar'ın sayfasında okuduğum bir yazıyı kopyalıyorum buraya, Şemsiye diyip geçmeyelim.

Tayfun Özkaya'nın kaleminden: Şemsiye tamiri ve tüketim toplumu

Şemsiye tamiri ile ekoloji ve sömürü arasında ilgi var mı sizce? Bence var. Artık şemsiye tamir ettirenler azaldı. Tamir ücreti 5–6 TL. Hâlbuki 5 TL’ye Çin malı şemsiye var. Tabii bunlar en fazla bir iki yağmur dayanabiliyor. Biraz daha iyileri de fazla dayanmıyor. Öte yandan kaliteli bir şemsiye tamirlerle 30 yıl bile dayanıyor. Bazıları yılda birkaç şemsiye almayı daha kârlı buluyor.

Bu iki davranış ne gibi sonuçlar doğuruyor. Kaliteli bir şemsiyeyi 10 yıl kullanan bir kişiye karşılık diğerleri bu süre içinde on, bazen yirmi şemsiye kullanıyor. Çoğu Çin’de üretilen bu şemsiyeler nasıl bu kadar ucuz olabiliyor? Bunun nedeni iki konuda sömürüye yol açması.

Birincisi çevreyi sömürme. Bu ürünler için çelik vb. maddeler ve enerji üretilirken ve kullanılırken çevreye hiç dikkat edilmiyor. Bu kullan at sistemi nedeniyle en az on misli malzeme ve enerji kullanmak gerekiyor. Bu da küresel ısınmayı arttırıyor. İkinci sömürü alanı ise emek. Çalışan işçilere çok düşük ücret ödeniyor.

Diğer yandan bu şemsiyelerin taşınması için de daha fazla yakıt kullanılıyor. Şemsiye tamir ettirmediğinizde bu konunun ustaları küçük dükkânlarını kapatıyorlar. Bunların gelir kaybı da önemli. Ülke olarak şemsiyeler için yurt dışına ödediğimiz döviz de artıyor.

Aslında bu kullan at sistemini destekleyen başka gelişmeler de var. Sitelerde dikkat ederseniz sadece büyük alış veriş merkezleri oluyor ve küçük dükkânların bu sitelerde oluşması daha tasarım aşamasında engelleniyor. Şemsiye tamircileri bu merkezlerde dükkân kiralayamayacağına göre tamirci bulmak zorlaşıyor.

Aslında kaliteli bir şemsiye alıp epeyce bir süre kullanmak -sık sık şemsiye kaybetmiyorsanız- daha ekonomik. Dahası kalitesiz şemsiyelerle yağmurda ıslanmak riski de hayli fazla.

Tüketim toplumu sürekli, insanlardan daha fazla tüketim yapmalarını istiyor. Bu planlanmış bir şey. 2. Dünya Savaşından sonra ABD Başkanı Eisenhower’in bir danışmanı “tüketim maddelerinin artan bir hızla tüketilmesi, yenilerinin alınması ve çöpe atılmasına ihtiyacımız vardır” demiş. Bu amaçla reklamlarla insanlarda satın alma istekleri teşvik ediliyor. ABD’de her hangi bir insan günde 3000 reklam mesajı alıyormuş. Tüketimi sağlama almak için planlamış bir şekilde ürünlerin çabuk eskiyecek veya değiştirilecek şekilde üretilmeleri gerektiği de ileri sürülmüş. Brooks Stevens adlı bir endüstri tasarımcısı planlanmış işe yaramamadiyebileceğimiz bu kavramı “tüketicide daha yeni ve daha iyi bir şeyi, gerektiğinden daha önce satın alma arzusu yaratmaktır” şeklinde tanımlamış. (Vance Packart, The Waste Makers, 1960)

Dikkat ederseniz dayanıklı tüketim malları artık çok çabuk eskiyor. Sık sık şemsiye değiştirenler kaliteli bir şemsiyeyi yıllarca kullanana göre daha fazla çöpe katkıda bulunduğu açıktır. Hatta bunlar şemsiyeyi bozulduğu noktada hemen sokağa fırlatıyorlar.

Bireysel olarak yapacaklarımız var bence. Kaliteli bir şemsiye alalım ve tamircilerin dükkânlarını öğrenelim. Türk standartlar Enstitüsünün şemsiyelerde kalite açısından bir temel çizgi çekmesi de yerinde olur, ama yapacaklarını sanmam. Bunların köklü bir şekilde gerçekleşmesi için doğa ve çalışanı sömürmeye son veren bir sistemin uygulanması gerektiği açık. Şemsiye deyip geçmeyin, orada bütün sorunları buluyoruz.       

Tayfun Özkaya 
29.12.2012

Ege Üniversitesi
Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölümü

7 Mart 2015 Cumartesi

Kısa bir gaz yazısı


İnsanoğlunun kurabileceği en yanlış sistemde yaşadığımızı düşünüyorum. Hiç birşey insan ihtiyacına göre değil. Mesela insanların çalıştıkları meslekleri düşünüyorum, ömürlerini geçirdikleri işleri, gerçeklikle hiçbir bağı olmayan işler. Bir yaşamımız var ve onu böyle geçirmemeliyiz diyorum sürekli kendime ama bu düzenin içinden çıkmak ne kadar da zor. Bir işin, başının üstünde bir çatı, bir ailen olmayınca güvende olmayacağını düşünüyorsun. Bir yaşa geliyorsun henüz bir birikimin yok, bir evin araban olmamış, evlenmemişsin; birçok insan için korkunç bir hayat. Eğer bunlara inanmıyorsan yapayalnız hissediyorsun kendini, tercihlerini sorgulamaya itiyor seni herkes.

Neden almadığımı anlamayan bir sürü insanla karşılaşıyorum, anlatıyorum karşımdakinin bakışları boş. Şahit oluyorum biri vejetaryen olduğunu söylediğinde “neden”, ya da “et ye yaa, iyidir” , işten ayrılacağım “nasıl para kazanacaksın”, elimdeki parayla gezmek istiyorsun” paranı biriktir lazım olur”, ekolojik yaşamak istiyorsun, kınayan bakışlar. Acaba insanlar kendileri bir şeylere cesaret edemeyince başkasının yapmasını da mı istemiyor, beraber batalım mı istiyorlar, bu bir savunma mekanizması mı? Bunları yazıyorum diye sanılmasın ki ben de çok alternatif bir hayat yaşıyorum ama yapılanları izliyorum, yapanları takdir ediyorum ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Sözü getireceğim asıl nokta şuydu; yukarıda bahsettiğim insanların yanı sıra “almadım” a başladıktan sonra tanıdığım tanımadığım birçok insandan destek de buldum. Hiç ummadığım kişiler kendilerinin de almayı azalttıklarını söylediler, bir sürü destek maili aldım ve aslında eğer birazcık olanı biteni sorguluyorsak aklın yolunu bir olduğunu, yalnız olmadığımızı gördüm. Yapmamız gereken neye inanıyorsak orada direnmek ve kendimizi anlatmaya çalışmak. Dünyayı direnen insanlar kurtarıyor.

4 Mart 2015 Çarşamba

Gözünü eşya hırsı bürümek (ya da Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olmak)

Evle ilgili en sevdiğim şeylerden biri de bütün eşyalarımın oradan buradan toplama olması. Sanırım evde satın aldığım bir gardırop ve bir kitaplık var. Bu gardıroplar da iki farklı renk öğrenci tipi oldukları için de kendilerinden  kurtulmak en büyük arzumdu. Derken bir arkadaşımın taşınırken eski gardırobunu evde bırakacağını duydum ve hemen harekete geçtim.  Beyaz renk, aynalı, raylı kapak, çok büyük değil ama yüksek bir dolap; tam istediğim gibi. Gardırobun yanı sıra birkaç eşya daha vardı, bir kamyonet tutup almaya gittim bugün. Adamlar demesin mi bu dolabı sökemeyiz. Tamam dedim mecburen diğer eşyaları alıp eve geldik ama aklım dolapta. Tam çıkacakken dediler ki, bir marangoz bulalım 150 TL ye söker getirir takarız. Gözümü mal hırsı bürüdü ya atladım hemen. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, adamlar akşamın on buçuğunda gardırop parçalarıyla geldiler ve kendisini kuramadılar. Evin tavanı daha alçakmış, zaten sökerken de çok zorlanmışlar bişeyler, bişeyler. Bence tam olurdu eve ama adamlara da iddia edemedim. Bir marangoz bulup kestirmeliymişim. Adamlar konuştukça sinir beni boğdu. Bendeki dolaplardan birini de arabaya yüklemişlerdi o sırada akıl edemediğimden o da gitti.
Şu an karşımda heyyula gibi gardırop parçaları dururken bu yazıyı yazıyorum. Bu olaydan aldığım ders mal peşinde koşmamak olsun, onu idrak ettim de ben, şimdi nereden bulunacak o marangoz?

3 Mart 2015 Salı

3 ay bitti





Üçüncü ayı tamamladım. Bu son ay diğer aylardan farklı olarak elimdeki bazı kozmetik ürünler bitti. Dibinde az kalmış bir şampuan, az kalmış bir parfüm, yarım bir el kremi ve fondötenimi bitirdim, zaten elimde bu saydıklarımdan orada burada kalmış yedekler olduğu için şu an bir sıkıntı yok. Hoş burada tek sıkıntı yaratacak şey de şampuan olurdu sanırım. Saç yıkama sıklığımı azaltarak elimdeki bir kutu şampuanla 9 ay daha idare edeceğimi düşünüyorum.


Onun dışında arada alışveriş yapasım gelmiyor değil. Kıyafete hiç aklım kaymıyor ama mesela duvar boyası alıp odamı boyayasım geliyor ya da bir kırtasiyeye girip kalem defter almak, kitapçıya girip dergi almak istiyorum. Bu kışın battaniye örme modasını da yakalayamadım yün, tığ vs alamamaktan. 

Üç ayda bütçemde bir değişim olmadı,  öyle bir niyetim de yoktu zaten. Bu üç ay boyunca Konya'ya ve Kars'a gittim, yoga üyeliği aldım ve her ay erbane kursu için para ödüyorum bu durumda para biriktiremiyorum ama paramı eşyaya vereceğime bana faydalı olan birşeyler öğrenmeye ve gezmeye veriyorum, bu beni daha çok mutlu ediyor.

Birşey almamakla beraber elimde var olanları da azaltmaya niyetli olduğum için kullanmadığım ürürnleri elden çıkarıp, yıpranmaya en yakın olanları sık sık giyip eskitmeye bakıyorum. Kutuların dibinde kalmış kremleri, sabunları kullanıp bitiriyorum.

Kitaplığımı gözden geçirdim, hayatta okumayacağım elime nerden geldiği belli olmayan kitaplar var. Onları ayıkladım, biryerlere vermek üzere ayırdım. Yine de çok eşyam var, önümüzdeki 9 ay yavaş yavaş onları azaltmak niyetim.

Sonuç olarak bu işe başladığım için kendimi çok iyi hissediyorum, elimdekilerin değerini biliyorum ve kendimi arınıyor hissediyorum.

23 Şubat 2015 Pazartesi

Yaşadığımız yalan





Aynı kıyefetleri giymekten sıkılmak gibi bir duygu durumu var. Bazen buna kapıldığım oluyor, fakat biliyorum ki bu bir tuzak. İnsan hayatı tek düze gitmesin, renklesin, değişiklikler olsun istiyor, hatayında bir değişiklik yapamayınca da birşeyler satın alıp değişiklik yarattığı ilizyonuna kapılıyor. Eminim reklamcıların, pazarlamacıların bu ilizyonu büyüten bir çok taktiği vardır. Bir elbise alınca çok havalı hissetmek, bir kremle güzelleşeceğini sanmak, bir mobilyayla trendy olmayı ummak hep düştüğümüz tuzaklar. Fakat bu balonlar çok kısa bir süre sonra sönüyor, yine kendinle ve sıkıcı hayatınla başbaşa kalıyorsun. Hayatını değiştirmektense kıyafetini değiştirmek daha kolay. Kazaklarıma bakıp "şimdi ben beş yıl boyunca bunları mı giyeceğim" diyorum; be gafil, beş yıldır aynı yolda işe gidip geliyorsun, aynı ofiste oturup ekrana bakıp aynı eve dönüyorsun, bir günün bir gününden farklı değil ve bu şekilde yıllarını geçireceksin, kazağını değiştirmek mi senin hayatını değiştirecek? Bir hüzün çöküyor, kendim ve hepimiz için hüzünleniyorum, bir kazaktan başlayıp bir yalanı yaşadığımızla yüzleşmenin hüznü.

Bir yalanın içinde savrulup gittiğimizi yüzüme vuran bir video izledim bugün, bu tür konulara benden daha fazla kafa yoran ve bu yönde bir hayat yaşadığını düşündüğüm bir arkadaşım paylaşmış. Altyazı ayarlarından türkçe altyazıyı bulabilirsiniz


16 Şubat 2015 Pazartesi

Bir valizlik gardrop

Zero Waste Home ziyan etmeme temalı takip ettiğim sitelerden biri. Geçen hafta yazarı Bea Johnson gardrobunu paylaşmış. Gardrop dediysem sadece bir valiz dolusu kıyafet.  Diyebilecek çok şey bulamıyorum, ilham verici diyeyim kısaca.

8 Şubat 2015 Pazar

İki ayın ardından




İki aydır birşey almamayı marifet sandığımı farkedince kendimden utandım. İnsanın neye ihtiyacı olabilir ki iki ayda? Söyleyeyim; yüzde yetmişe varan indirimlerden faydalanmaya, canın sıkkın olduğunda alışveriş yapıp kendini iyi hissetmeye çalışmaya, gördüğü bir şeyden eksik kalmamaya, reklam ve kampanyalarla gaza gelmeye ihtiyacı olur. Bundan 15 yıl önce tüketim bu kadar çok pohpohlanmazken zaten ayda yılda bir alışveriş yapardım, hepimiz az çok öyleydik, hala öyle yaşayanlar var. İhtiyacın olmayanı satın almayınca hiç birşeyden mahrum olmadım, hiç birşeyin eksikliğini hissetmedim. Şu andan itibaren de 2 aydır alışveriş yapmıyorum diye çok özel birşey yaptığımı sanmaktan da vazgeçiyorum; ayıp yahu.

17 Ocak 2015 Cumartesi

Bizi paylaşmak kurtaracak


Bu hafta aklımda bir konu var, almadımın facebook sayfasında da bununla ilgili bir yazı paylaştım bu hafta. Konu almamaktan çok vermekle ilgili; paylaşım ekonomisi. Bu konuya kenarından köşesinden değinmiştim önceki yazılarda.


Lafa  günümüz toplumundaki yanlızlaşmayla başlayacağım. İnsanların kendilerini sarıp sarmalayan, destekleyen maddi manevi ihtiyaçlarına hemen koşacak bir grubun parçası olmayışlarının eksikliğinden. Eğer geleneksel bir yaşamınız varsa, evliyseniz, akrabalarınız etrafınızda yaşıyorsa, daha küçük bir şehirde yaşıyorsanız nispeten bir koruma, kollanma, paylaşma çemberi içindesinizdir. Bunu bu yaşam biçimini yüceltmek için söylemiyorum, oralardaki eleştirilecek mevzuları bir kenarda tututyorum. Bahsedeceğim kendim gibi büyük şehirlerde yaşayan, bekar, konu komşuyla alakası olmayan insanların toplumda yanlızlaşması. Herşeyimizi kendimiz yapmak ya da parayla yaptırmak zorunda kalmak sanırım dünya tarihinde bize kısmet oldu. İmece usülleri, hep beraber dolma sarmalar, börek açmalar, elinden iş gelenin gidip komşusunun bozulan eşyasını tamir etmesi, hastaya gelen bir kap çorba hangimizin yaşamında var? Kendi adıma iyi arkadaşlıklarım var, bana bunları onlar sağlıyor ama daha az sosyal olanlar, vakti olmayanlar, uzakta oturanlar bu kadar şanslı değil. 


Geziden sonra bunlar daha çok düşünülmeye başladı, mahalle forumlarında insanlar yıllardır aynı muhitte yaşayıp merhaba demedikleri insanlarla tanışıp tartışıp, beraber yeyip içip birşeyler ürettiler. Mahelle evleri, takas pazarları kuruldu. Yemekler yapılıp paylaşıldı, bahçeler bağlar ekildi. Bu blogda da paylaştığım birçok oluşum ortaya çıktı( Belki bunların bir listesini yaparım) Ben büyük şehir insanlarının yanlızlığına umutsuzluğuna çareyi burada görüyorum; topluluklar kurmak, yardım etmek, paylaşmak, ısmarlamak, vermek. Vermek kadar almayı da bilmek, istemekten utanmamak. Birçok yerde dile getirdiğim bir fikrim var; iyilık, kötülük, mutluluk, mutsuzluk, cömertlik, cimrilik, dedikodu yayılan şeyler. Siz ne kadar iyilik görüyorsanız başkalarına o kadar iyilik yapıyorsunuz. Cömert birinin yanında cimri kalmayı sürdüremezsiniz. Şu yörenin insanı çok yardımsever ya da şuralılar çok soğuk denir. O yörenin toprağında suyunda böyle birşey olmadığına göre bu bir etkileşimdir. O nedenle bizi kurtaracak şey etrafımıza daha iyi, daha paylaşımcı, sevgi dolu başka türlü bir yaşam olduğunu hatırlatmak olmalı. 


Bitirmeden önce paylaşmak istediğim bir  facebook grubu var; "Armağan uçuşturma çemberi".  Bu grup herhangi bir koşul aramaksızın paylaşmaya dayalı bir grup. Hakkında kısmında şunlar yazıyor : 


"Bir ihtiyacın varsa bunu toplulukla paylaş...baska birinin ihtiyacini karsilayan bir armağanın varsa bunu toplulukla paylaş.Bir armagan aldiginda duydugun sukrani da paylas. bu kadar basit.armağan uçuşturma çemberine hoşgeldin!
bu bir armağan ekonomisi deneyidir. ihtiyacımız olan herşeye sahibiz, paylaştıkça bolluk bereket çoğalır.
tek prensibimiz var: ihtiyacın olanı ifade et, paylaşabileceğini sun.
Bu bir eşya, hizmet, bilgi, bağlantı, para, uçuş mili, kalacak bir yer, yani aklına gelebilecek herhangi bir şey olabilir.
Ihtiyacina hemen karsilik gelmezse cesaretini kaybetme, paylasimlar grup sayfasinda hizla akiyor olabilir, ihtiyacini tekrar paylas ki gorunurlugu artsin.
ve armaganin akisina guven.
Bu cemberde birisinden bir armagan aldiginda, duydugun sukrani da bizlerle paylas lutfen. sukran, armagan kulturunun temelidir
paylaşmanın sonsuz olasılıklarına ve mutluluğuna davet ediyoruz seni..."



Bir de bana  bu yazıyı yazma ilhamı veren yazıdan bir alıntı  " Cömertlikle karşılaşınca, ben de cömert olmak istiyorum. Yakın zamanda birçok insanın cömertliğine, özverisine ve yüce gönüllülüğüne ihtiyaç duyacağız. Herkes sadece kendi varlığını sürdürme yollarına bakarsa yeni bir medeniyet için umut kalmayacak"





14 Ocak 2015 Çarşamba

Ne almadım 20 Aralık-14 Ocak

Ne almadım serisine düzenli devam edemiyorum çünkü almayacak birşey pek bulamıyorum. Şu sıralar bir iki şey var belki alabilirdim dediğim.




Birincisi 30 Ocakta hava sıcaklığı sıfırın üstüne çıkmayan şehrimiz Kars'a gidiyorum. 3 yıl önce aldığım bir termal botum vardı ama bu son karlarda su geçirdiğini görmüş oldum. Ayağımı kuru ve sıcak tutacak formüller arıyorum. Bir arkadaşım termal çorap al o ihtiyaç dedi ama bence değil, sonuçta Kars halkı termal çorap giymeden yaşıyor. Ben de botumu tamirciye götürüp su geçiren yerini tamir ettirmeye karar verdim.Ayağıma birkaç kalın çorap giyip, botla çorapların arasına da belki naylon poşet giyebilirim. Nasıl çözüm?

İkincisi bugün babamın doğumgünü. Doğumgünlerinde kendi yaptığım şeyleri hediye ederim diye düşünüyordum ama babama ne yapsam işine yaramayacak gibi. Sonra kendisinin üniversite yıllarında yazmış olduğu şiir defteri aklıma geldi, birkaç yıl önce evden kaçırmıştım onu, zaten kitaplığın bir köşesinde duruyordu yıllardır. O defterdeki şiirleri bilgisayarda yazıp çoğaltmak ve ciltletip kitap yaparak hediye etmek aklıma geldi.Şu an hala şiirleri yazmakla meşgulüm.



Bir de İran'a gitmeyi düşünüyorum bu yıl içinde. İran hakkında bilinmesi gereken herşeyi yazan bir kitap varmış, Zafer Bozkaya'nın İran Gezi Rehberi, alabiliyor olsam onu alırdım. Kütüphaneye baktım orada da yok. Acelem yok o konuda, belki birinde vardır bulurum..
 

10 Ocak 2015 Cumartesi

1 kutu şampuanla bir yıl nasıl geçer derken




Saçlarım yağlı, gün aşırı yıkamazsam kahkülleri alnına yapışan biriyim. Sağdan soldan karşıma çıkan, denk gelip de okumadığım "no poo" diye bir akımla ilgili yazılar vardı, almamayla başlayan süreçte bu yöntemi araştırmaya karar verdim. Şampuanların içindeki kimyasallarla saçımızdaki yağ düzenini bozduğunu ve aslında şampuanlamasak saçımızın yağlanmayacağına dair bir görüş var, bu kimyasallar temizlik malzemelerine katılan kimyasallardan ve saç derisini tamamen bozuyor. Dünyada milyonlarca ( bir yerde 15 milyon diye okudum) insanın uyuladığı "no poo" yöntemi, saçı karbonatlı suyla yıkayıp sirkeli suyla durulayarak saçı temizlemek. Sonuçta saçların daha sağlıklı ve daha gür olduğu iddia ediliyor. Henüz bu yöntemi uygulamaya geçmedim ama üç haftadır saç yıkma sıklığımı azalttım, ayrıca durulama suyuna elma sirkesi katıyorum. İlk hafta 3 günde bire, bu hafta da 5 günde bire indirdim. Üç haftada etkisini gösterdi, şu an 4. gündeyim mesela ve saçlarım hiç de o kadar yağlı değil. Saçını az yıkamaya başlayan birkaç arkadaşım daha saçlarının daha sağlıklı olduğunu ve daha az yağlandığını söylüyorlar. Bir süre böyle gidip yağ dengesini oturttuktan sonra şampuansız yıkamayı denemeyi düşünüyorum.
Bununla ilgili çok yazı var "no poo" ya da şampuansız diye ararsanız çıkıyor, üşenenler için bir türkçe bir ingilizce link:
http://evcilikhayati.blogspot.com.tr/2014/07/no-poo-sampuansz-sac-temizleme.html
http://babyrouge.blogspot.com.tr/2011/06/why-i-only-wash-my-hair-once-week-and.html

7 Ocak 2015 Çarşamba


"2015'de az almaya,az ziyan etmeye az istemeye ve çok yaşamaya karar verdim. Daha çok sevip,gülüp, verip, sorup paylaşacağım. 2015'de hayatın tadını çıkaracağım".

5 Ocak 2015 Pazartesi

Bir lokma bir hırka




Evimdeki eşyaların bir çoğunu satın almadım, her şeyim bir yerlerden geldi, o yüzden de hepsi benim için çok değerli. Melih'in annesinin aslan ayaklı masa ve büfesi, sokakta bulduğum tahta masa ve ayna, taşınılan bir evde bulduğum ve Ali Kaş'a giderken istediği ama vermediğim retro koltuk..Bir eşya ne kadar çok insan tarafından kullanılırsa o kadar değeri artıyor gözümde. Bu da bir tür ikinci el eşya takıntısı, yani eşyaya değer vermek;  tam da mücadele ettiğim şey ama ters köşeden geldiği için masum görünüyor gözüme. Eşyaların yanı sıra bir de aksesuar kalabalığı var, resimler, lambalar, şişeler, biblolar, mumlar; evi ev, seni sen yaptığını sandığım şeyler.

Almamayla çıkılan yolda karşıma başka şeyler de çıkıyor, farkındalıklar farkındalığı getiriyor. Merak edip araştırdıkça atık çıkarmayanından, hiç para kullanmayanına, kendi temizlik malzemelerini kendileri üretene kadar birçok insanın birçok şeye meydan okuduğunu görüyorum. Bunların hepsini bir gün uygulamaya geçirmek üzere aklımda bir yere yazıyorum,  ama bunların arasından almamanın yanı sıra  ivediyetle uygulamak istediğim şey az eşyayla yaşamak. Bugün okuduğum bir yazı Çin'de yaşayan bir beyaz yakalının kullandığı bütün eşyaları 100 adetle sınırlaması üzerineydi. Hayatını değiştirip minimalist bir yaşama geçen Wand Zhe'nin bunu yapma sebepleri benim almama sebeplerime yakın. Ben de almamayla geçen bir yılın sonunda temiz, kaliteli,sağlam, ekolojik ve az  eşyayala kalmayı hedefliyorum. Yukarıda yazdığım gibi özellikle eski eşyayla kurduğum bağı düşünürsem bu biraz zor geliyor ama temel mobilyalardan değil daha küçük şeylerden başlayıp azaltabildiğimi azaltmayı düşünüyorum.  Yarın evi elden geçirip neleri azaltacağıma bir bakacağım, bakalım nelere kıyıyorum. Wand Zhe'nin röpörtajı burada.