11 Mart 2015 Çarşamba
Alışverişli bir rüya daha
Rüyamda Beşiktaştaki t-shopta kasanın önündeyim, ikili paketlerde rujlar varmış onlardan satın almışım. Kasadaki kız ürünü okutuyor fiyatı söylüyor. O sırada satın almadığım aklıma geliyor, panik oluyorum, nasıl yaptım bu işi diyorum ve almaktan vazgeçiyorum. Vazgeçemezsiniz bir kere okuttuk diyorlar, ben de bu ciddi bir iş bir sene boyunca hiçbirşey satın alamam diyorum. Kızlar beni ciddiye almıyor, o sırada aklımdan geçenler; rujları yiyecek birşeyle mi değiştirsem, ya da gizlice alsam da kimseye söylemesem mi? İşin içinden çıkamıyorum.
9 Mart 2015 Pazartesi
Şemsiye

Bugün facebook'da Fikir Sahibi Damaklar'ın sayfasında okuduğum bir yazıyı kopyalıyorum buraya, Şemsiye diyip geçmeyelim.
Tayfun Özkaya'nın kaleminden: Şemsiye tamiri ve tüketim toplumu
Bu iki davranış ne gibi sonuçlar doğuruyor. Kaliteli bir şemsiyeyi 10 yıl kullanan bir kişiye karşılık diğerleri bu süre içinde on, bazen yirmi şemsiye kullanıyor. Çoğu Çin’de üretilen bu şemsiyeler nasıl bu kadar ucuz olabiliyor? Bunun nedeni iki konuda sömürüye yol açması.
Birincisi çevreyi sömürme. Bu ürünler için çelik vb. maddeler ve enerji üretilirken ve kullanılırken çevreye hiç dikkat edilmiyor. Bu kullan at sistemi nedeniyle en az on misli malzeme ve enerji kullanmak gerekiyor. Bu da küresel ısınmayı arttırıyor. İkinci sömürü alanı ise emek. Çalışan işçilere çok düşük ücret ödeniyor.
Diğer yandan bu şemsiyelerin taşınması için de daha fazla yakıt kullanılıyor. Şemsiye tamir ettirmediğinizde bu konunun ustaları küçük dükkânlarını kapatıyorlar. Bunların gelir kaybı da önemli. Ülke olarak şemsiyeler için yurt dışına ödediğimiz döviz de artıyor.
Aslında bu kullan at sistemini destekleyen başka gelişmeler de var. Sitelerde dikkat ederseniz sadece büyük alış veriş merkezleri oluyor ve küçük dükkânların bu sitelerde oluşması daha tasarım aşamasında engelleniyor. Şemsiye tamircileri bu merkezlerde dükkân kiralayamayacağına göre tamirci bulmak zorlaşıyor.
Aslında kaliteli bir şemsiye alıp epeyce bir süre kullanmak -sık sık şemsiye kaybetmiyorsanız- daha ekonomik. Dahası kalitesiz şemsiyelerle yağmurda ıslanmak riski de hayli fazla.
Tüketim toplumu sürekli, insanlardan daha fazla tüketim yapmalarını istiyor. Bu planlanmış bir şey. 2. Dünya Savaşından sonra ABD Başkanı Eisenhower’in bir danışmanı “tüketim maddelerinin artan bir hızla tüketilmesi, yenilerinin alınması ve çöpe atılmasına ihtiyacımız vardır” demiş. Bu amaçla reklamlarla insanlarda satın alma istekleri teşvik ediliyor. ABD’de her hangi bir insan günde 3000 reklam mesajı alıyormuş. Tüketimi sağlama almak için planlamış bir şekilde ürünlerin çabuk eskiyecek veya değiştirilecek şekilde üretilmeleri gerektiği de ileri sürülmüş. Brooks Stevens adlı bir endüstri tasarımcısı planlanmış işe yaramamadiyebileceğimiz bu kavramı “tüketicide daha yeni ve daha iyi bir şeyi, gerektiğinden daha önce satın alma arzusu yaratmaktır” şeklinde tanımlamış. (Vance Packart, The Waste Makers, 1960)
Dikkat ederseniz dayanıklı tüketim malları artık çok çabuk eskiyor. Sık sık şemsiye değiştirenler kaliteli bir şemsiyeyi yıllarca kullanana göre daha fazla çöpe katkıda bulunduğu açıktır. Hatta bunlar şemsiyeyi bozulduğu noktada hemen sokağa fırlatıyorlar.
Bireysel olarak yapacaklarımız var bence. Kaliteli bir şemsiye alalım ve tamircilerin dükkânlarını öğrenelim. Türk standartlar Enstitüsünün şemsiyelerde kalite açısından bir temel çizgi çekmesi de yerinde olur, ama yapacaklarını sanmam. Bunların köklü bir şekilde gerçekleşmesi için doğa ve çalışanı sömürmeye son veren bir sistemin uygulanması gerektiği açık. Şemsiye deyip geçmeyin, orada bütün sorunları buluyoruz.
Tayfun Özkaya
29.12.2012
Ege Üniversitesi
Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölümü
7 Mart 2015 Cumartesi
Kısa bir gaz yazısı
İnsanoğlunun kurabileceği en yanlış sistemde yaşadığımızı
düşünüyorum. Hiç birşey insan ihtiyacına göre değil. Mesela insanların
çalıştıkları meslekleri düşünüyorum, ömürlerini geçirdikleri işleri,
gerçeklikle hiçbir bağı olmayan işler. Bir yaşamımız var ve onu böyle
geçirmemeliyiz diyorum sürekli kendime ama bu düzenin içinden çıkmak ne kadar
da zor. Bir işin, başının üstünde bir çatı, bir ailen olmayınca güvende
olmayacağını düşünüyorsun. Bir yaşa geliyorsun henüz bir birikimin yok, bir
evin araban olmamış, evlenmemişsin; birçok insan için korkunç bir hayat. Eğer
bunlara inanmıyorsan yapayalnız hissediyorsun kendini, tercihlerini sorgulamaya
itiyor seni herkes.
Neden almadığımı anlamayan bir sürü insanla karşılaşıyorum, anlatıyorum karşımdakinin bakışları boş. Şahit oluyorum biri vejetaryen olduğunu söylediğinde “neden”, ya da “et ye yaa, iyidir” , işten ayrılacağım “nasıl para kazanacaksın”, elimdeki parayla gezmek istiyorsun” paranı biriktir lazım olur”, ekolojik yaşamak istiyorsun, kınayan bakışlar. Acaba insanlar kendileri bir şeylere cesaret edemeyince başkasının yapmasını da mı istemiyor, beraber batalım mı istiyorlar, bu bir savunma mekanizması mı? Bunları yazıyorum diye sanılmasın ki ben de çok alternatif bir hayat yaşıyorum ama yapılanları izliyorum, yapanları takdir ediyorum ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Sözü getireceğim asıl nokta şuydu; yukarıda bahsettiğim insanların yanı sıra “almadım” a başladıktan sonra tanıdığım tanımadığım birçok insandan destek de buldum. Hiç ummadığım kişiler kendilerinin de almayı azalttıklarını söylediler, bir sürü destek maili aldım ve aslında eğer birazcık olanı biteni sorguluyorsak aklın yolunu bir olduğunu, yalnız olmadığımızı gördüm. Yapmamız gereken neye inanıyorsak orada direnmek ve kendimizi anlatmaya çalışmak. Dünyayı direnen insanlar kurtarıyor.
4 Mart 2015 Çarşamba
Gözünü eşya hırsı bürümek (ya da Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olmak)
Evle ilgili en sevdiğim şeylerden biri de bütün eşyalarımın oradan buradan toplama olması. Sanırım evde satın aldığım bir gardırop ve bir kitaplık var. Bu gardıroplar da iki farklı renk öğrenci tipi oldukları için de kendilerinden kurtulmak en büyük arzumdu. Derken bir arkadaşımın taşınırken eski gardırobunu evde bırakacağını duydum ve hemen harekete geçtim. Beyaz renk, aynalı, raylı kapak, çok büyük değil ama yüksek bir dolap; tam istediğim gibi. Gardırobun yanı sıra birkaç eşya daha vardı, bir kamyonet tutup almaya gittim bugün. Adamlar demesin mi bu dolabı sökemeyiz. Tamam dedim mecburen diğer eşyaları alıp eve geldik ama aklım dolapta. Tam çıkacakken dediler ki, bir marangoz bulalım 150 TL ye söker getirir takarız. Gözümü mal hırsı bürüdü ya atladım hemen. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, adamlar akşamın on buçuğunda gardırop parçalarıyla geldiler ve kendisini kuramadılar. Evin tavanı daha alçakmış, zaten sökerken de çok zorlanmışlar bişeyler, bişeyler. Bence tam olurdu eve ama adamlara da iddia edemedim. Bir marangoz bulup kestirmeliymişim. Adamlar konuştukça sinir beni boğdu. Bendeki dolaplardan birini de arabaya yüklemişlerdi o sırada akıl edemediğimden o da gitti.
Şu an karşımda heyyula gibi gardırop parçaları dururken bu yazıyı yazıyorum. Bu olaydan aldığım ders mal peşinde koşmamak olsun, onu idrak ettim de ben, şimdi nereden bulunacak o marangoz?
3 Mart 2015 Salı
3 ay bitti
Üçüncü ayı tamamladım. Bu son ay diğer aylardan farklı olarak elimdeki bazı kozmetik ürünler bitti. Dibinde az kalmış bir şampuan, az kalmış bir parfüm, yarım bir el kremi ve fondötenimi bitirdim, zaten elimde bu saydıklarımdan orada burada kalmış yedekler olduğu için şu an bir sıkıntı yok. Hoş burada tek sıkıntı yaratacak şey de şampuan olurdu sanırım. Saç yıkama sıklığımı azaltarak elimdeki bir kutu şampuanla 9 ay daha idare edeceğimi düşünüyorum.
Üç ayda bütçemde bir değişim olmadı, öyle bir niyetim de yoktu zaten. Bu üç ay boyunca Konya'ya ve Kars'a gittim, yoga üyeliği aldım ve her ay erbane kursu için para ödüyorum bu durumda para biriktiremiyorum ama paramı eşyaya vereceğime bana faydalı olan birşeyler öğrenmeye ve gezmeye veriyorum, bu beni daha çok mutlu ediyor.
Birşey almamakla beraber elimde var olanları da azaltmaya niyetli olduğum için kullanmadığım ürürnleri elden çıkarıp, yıpranmaya en yakın olanları sık sık giyip eskitmeye bakıyorum. Kutuların dibinde kalmış kremleri, sabunları kullanıp bitiriyorum.
Kitaplığımı gözden geçirdim, hayatta okumayacağım elime nerden geldiği belli olmayan kitaplar var. Onları ayıkladım, biryerlere vermek üzere ayırdım. Yine de çok eşyam var, önümüzdeki 9 ay yavaş yavaş onları azaltmak niyetim.
Sonuç olarak bu işe başladığım için kendimi çok iyi hissediyorum, elimdekilerin değerini biliyorum ve kendimi arınıyor hissediyorum.
Birşey almamakla beraber elimde var olanları da azaltmaya niyetli olduğum için kullanmadığım ürürnleri elden çıkarıp, yıpranmaya en yakın olanları sık sık giyip eskitmeye bakıyorum. Kutuların dibinde kalmış kremleri, sabunları kullanıp bitiriyorum.
Kitaplığımı gözden geçirdim, hayatta okumayacağım elime nerden geldiği belli olmayan kitaplar var. Onları ayıkladım, biryerlere vermek üzere ayırdım. Yine de çok eşyam var, önümüzdeki 9 ay yavaş yavaş onları azaltmak niyetim.
Sonuç olarak bu işe başladığım için kendimi çok iyi hissediyorum, elimdekilerin değerini biliyorum ve kendimi arınıyor hissediyorum.
23 Şubat 2015 Pazartesi
Yaşadığımız yalan
Aynı kıyefetleri giymekten sıkılmak gibi bir duygu durumu var. Bazen buna kapıldığım oluyor, fakat biliyorum ki bu bir tuzak. İnsan hayatı tek düze gitmesin, renklesin, değişiklikler olsun istiyor, hatayında bir değişiklik yapamayınca da birşeyler satın alıp değişiklik yarattığı ilizyonuna kapılıyor. Eminim reklamcıların, pazarlamacıların bu ilizyonu büyüten bir çok taktiği vardır. Bir elbise alınca çok havalı hissetmek, bir kremle güzelleşeceğini sanmak, bir mobilyayla trendy olmayı ummak hep düştüğümüz tuzaklar. Fakat bu balonlar çok kısa bir süre sonra sönüyor, yine kendinle ve sıkıcı hayatınla başbaşa kalıyorsun. Hayatını değiştirmektense kıyafetini değiştirmek daha kolay. Kazaklarıma bakıp "şimdi ben beş yıl boyunca bunları mı giyeceğim" diyorum; be gafil, beş yıldır aynı yolda işe gidip geliyorsun, aynı ofiste oturup ekrana bakıp aynı eve dönüyorsun, bir günün bir gününden farklı değil ve bu şekilde yıllarını geçireceksin, kazağını değiştirmek mi senin hayatını değiştirecek? Bir hüzün çöküyor, kendim ve hepimiz için hüzünleniyorum, bir kazaktan başlayıp bir yalanı yaşadığımızla yüzleşmenin hüznü.
Bir yalanın içinde savrulup gittiğimizi yüzüme vuran bir video izledim bugün, bu tür konulara benden daha fazla kafa yoran ve bu yönde bir hayat yaşadığını düşündüğüm bir arkadaşım paylaşmış. Altyazı ayarlarından türkçe altyazıyı bulabilirsiniz
16 Şubat 2015 Pazartesi
Bir valizlik gardrop
Zero Waste Home ziyan etmeme temalı takip ettiğim sitelerden biri. Geçen hafta yazarı Bea Johnson gardrobunu paylaşmış. Gardrop dediysem sadece bir valiz dolusu kıyafet. Diyebilecek çok şey bulamıyorum, ilham verici diyeyim kısaca.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)



